haziran - temmuz 2010
Gezi Notları
Sayı : 16
English
French
Georgian

http://www.tavnewsport.com
İçindekiler
Anasayfa
CEO'dan
Gündem »
Gezi Notları
Kapak Konusu
Risk&Kontrol
İş Rotası
Havacılık Trendleri
Yönetim
TAV Dünyası »
Sağlık
Cin Fikirler
Yaşam Döngüsü
Sosyal Bilgiler
Güçlü Halka
Hayat Rotası
Ellerin Mücizesi
Ajanda »
Aktif Hayat »
Platform
Summary
Port Anket

Coşku, lezzet ve tarih bir arada : Trabzon


* Trabzon’a iki saat mesafedeki Uzungöl’ün civarında trekking, kuş gözlemi ya da botanik amaçlı turlar yapılabildiği gibi, diğer
göllere veya yakınlardaki yaylalara geziler de düzenlenebiliyor.

Trabzon’a gidip de hamsi, Trabzon pidesi, karalahana, kuymak ve mısır ekmeği yemeden dönmek olmaz. Yediklerinizi yakmanın en iyi yolu da Sümela’ya çıkmak olacaktır. Şehrin her köşesinden fışkıran tarih ile kapıldığınız heyecan duygusu, yaylalarda yerini horon eşliğinde coşkuya bırakacaktır.

Bazı şehirler tarihi ile anılır, bazıları coğrafi güzellikleri ya da mutfağının zenginliği ile... Bazıları da insanlarının kendine has dokusu ve davranış biçimleriyle farklıdır diğerlerinden. Ancak bazı yerler de vardır ki, romanlardaki ana karakterler gibi her yönleri ile akıllarda kalıcı izler bırakırlar. İşte Trabzon onlardan biri... Milattan Önce 2000’lere uzanan tarihinden, orman ve göllerle çevrili doğal güzelliklerine, birbirinden leziz yemeklerinden, Karadeniz’e benzeyen, hayata karşı çoşkulu ve hırçın insanlarına kadar her yönüyle kendine has, renkli bir dünyası var bu kentin.

DENİZDEN DOĞAN KENT
Trabzon, her ne kadar Karadeniz’le geçit vermeyen dağlar arasına sıkışıp kalsa da, farklı kültürlerden etkilenmesi ve tarihi İpek Yolu’nun başlangıcında önemli bir liman kenti olması nedeniyle kültürel olarak her anlamda oldukça zengindir. Bu zenginliği, bölgedeki stratejik konumundan ve derin kökleri olan geçmişinden alır.
Şehrin kuruluşunun M.Ö. 2000’lere kadar uzanması Trabzon’un Roma’dan, hatta İstanbul’dan bile eski olduğunu gösterir. Orta Asya’dan ve Kafkaslar’dan bölgeye gelen Marlar, Tibarenler ve Mosklar tarafından kurulan kent, M.Ö. 750 yılından sonra daha da önem kazanmaya başlar. Miletlilerin Ege kıyılarından kalkıp Trabzon’a gelerek burada ki ticari hayatı zenginleştirdikleri “Serbest Şehir Dönemi”, M.S. 1. yüzyılda şehrin Roma hâkimiyetine girmesine kadar sürer. Romalılar döneminde de önemli bir liman kenti olan ve serbest şehir imtiyazlarını koruyan Trabzon, Roma İmparatoru Adrian’ın şimdiki Kalepark/Güzelhisar’da denize doğru uzanan kayaların altını oydurarak yaptırdığı ve Bella Castron adı verilen liman ile daha da büyük bir ticaret kent halini alır. Osmanlı dönemine kadar kullanılan bu liman, Avrupa, Asya ve Ortadoğu üçgeninin ortasında, bugünkü adı ile önemli bir serbest bölgedir. Yıllar içerisinde Müslümanların ve Bizanslıların hâkimiyetlerinin el değiştirip durduğu şehir, özellikle Abbasilerin ilk dönemlerinde, Müslümanlara satılmak üzere İstanbul’dan gönderilen ticaret eşyalarının başlıca limanı konumundadır.
Özellikle 11. yüzyıldan sonra Türkler tarafından defalarca kuşatılan kent, bu kuşatmalardan, güçlü surları, Bizans desteği ve doğal yapısının sağladığı topografik avantajları ile kurtulur. “Komnenoslar Devri” olarak bilinen 1204–1461 yılları arasında Trabzon, tarihinin en zengin günlerini yaşar. Trabzon’un o günlerdeki ticari hayatını Alman Tarihçi Fallmerayer şu sözlerle anlatır: “İran’dan, hatta Irak’tan buraya kafileler gelirdi. Böylece bütün beşeri ihtisas Trabzon’da yoğunlaşırdı. Trabzon İmparatorluğu, bir transit merkezi, önemli bir karargâh ve dünya ticaretinin can alıcı bir noktası idi.”
Bu devir, İstanbul’u fethettikten sonra, Bizans’ın bir uzantısı olarak gördüğü Trabzon İmparatorluğu’nu topraklarına katmak isteyen Fatih Sultan Mehmet’in 1461 yılında bu şehri alması ile son bulur. Bu tarihten sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Karadeniz’deki en önemli liman kenti olan Trabzon’da Türk nüfusu hızla artar. Dört yüzyıldan fazla bir dönemi, geçmişe göre daha sakin geçiren şehir Birinci Dünya Savaşı yıllarında iki yıl Rus işgaline uğrar. İşgal 1918’de son bulur.
Trabzon’un yaklaşık 3 bin yıllık tarihinin bu özeti, insanlarının sadece doğaya karşı değil, kozmopolitik önemi nedeniyle şehri ele geçirmek isteyenlere karşı da direnç göstermek zorunda olduğunun en iyi göstergesidir.


* Latinler tarafından işgal edildikten sonra İstanbul’dan kaçarak Trabzon’da yeni bir devlet kuran Kral I.Manuel tarafından
1250–60yılları arasında yaptırılan Trabzon Ayasofya Müzesi, ‘Geç Bizans Dönemi’nin en başarılı örneklerinden biridir.

EN YAŞLI VAKANÜVİS BİZZAT KENDİSİ
Bu kadar yaşlı ve farklı kültürlere sahne olmuş bir şehrin anlatacak çok da hikâyesi olur tabii. Trabzon da bu hikâyelerini anlatmaya, kendi adı geçti mi bugün ilk akla gelen yerden, Sümela Manastırı’ndan başlıyor.
Trabzon’un Maçka ilçesinde bulunan tarihi yapı, halk arasında Meryamana Manastırı olarak da biliniyor. Panagia (Meryemana) Deresi’nin batı yamacındaki Mela (Siyah) Tepesi’nin üzerinde, deniz seviyesinden 1.150 metre yükseklikte kurulu olan manastır hakkında pek çok efsane var, ama en bilineni şu: İki Atinalı –kimi kaynaklara göre rahip– rüyalarında Hz.Meryem’i görürler ve Meryem onlara bir manastır yapmalarını, bu manastırın yerini ve nasıl gideceklerini söyler. St.Luka’nın yaptığı rivayet olunan tabloyu da yanlarına alan bu iki kişi deniz yoluyla Trabzon’a gelip, kiliseyi kurar. M.S. 375–395 yılları arasında kurulduğu sanılan manastırın M.S. 472 yılında inşa edildiğini savunanlar da vardır. Ayrıca manastırdaki çok sayıda freskde yer alan Trabzon İmparatoru Alexius III. Komnenos’un (1349–1390) tarihi yapının gerçek kurucusu olduğu görüşü de bazı kesimler tarafından kabul görür. Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgi gösterdiği yapıya ağaçlıklı ve patika bir yoldan tırmanılarak çıkılır.
Bir manastır kilisesi olarak inşa edilen ve Trabzon Müzesi olarak faaliyet gösteren Trabzon Ayasofya Kilisesi de şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden. Müzenin en önemli özelliği ise çok farklı dönemlere ait izler taşımasıdır. Burada bulunan süslemeler, ağırlıklı olarak Bizans ve Selçuklu dönemlerine ait olup yapının taş işçiliği ve sütunları kadar, içindeki motiflerde oldukça dikkat çekicidir. Kilise, müze, güvercin, kartal gibi birçok değişik motifin kullanılması ile de hafızalarda yer ediyor.
Soğuksu semtinde bulunan Atatürk Köşkü de, 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş önemli bir yapı. Atatürk’ün, 1934–1937 yılları arasında Trabzon’a gerçekleştirdiği ziyaretlerinde kaldığı bu köşk, Atatürk’ün, vasiyetinin bir bölümünü burada yazması nedeniyle de tarihi bir öneme sahip. 1903 yılında yapılan dört katlı taş yapı, bugün halka açık bir müzedir.
Bunların yanı sıra, Kaymaklı Manastırı (Amenapırgiç Ermeni Kilisesi), Kızlar (Panagia Kerameste) Manastırı, Vazelon Manastırı, İskender Paşa Camii, Gülbahar Hatun Camii,Sürmene’deki Memiş Ağa Konağı ve Of’taki Çakıroğlu İsmail Ağa Konağı Trabzon’da görülmeye değer yerlerden sadece bazıları.


* Orijinal adı ‘Panagia Sumela’ olan ve denizden bin 150 metre yüksekte bulunan Sümela Manastırı’nın, M.S.4. yüzyılda inşa edildiği sanılıyor.
Trabzon’da yapılmadan dönülmeyecekler listesi
> Sümela Manastırı’na çıkmak,
> Akçaabat’ta köfte yemek,
> Uzungöl’e gitmek,
> Kalkanoğlu pilavı yemek,
> Boztepe Kızlar Manastırı’nı ve Boztepe’den şehri görmek,
> Vakfıkebir ekmeği yemek,
> Yayla şenliklerine katılmak,
> Horon ve kolbastı izlemek,
> Ganita da demli çay içmek,
> Beton helva yemek,
> Kemeraltı ve Ortahisar mahallelerinde dolaşmak,
> Maçka Hamsiköy’de sütlaç yemek,
> Ve buğulamasından turşusuna hamsinin her çeşidinin tadına bakmak.

YAYLASINDAN GÖLLERİNE BİR DOĞA HARİKASI
Yayla şenlikleri, Trabzon’u Trabzon yapan çok özel etkinliklerdir. Şehrin insanını tanımak için yayla şenliklerinden daha ideal bir ortam olamaz. Mayıs ayının ilk Pazar gününden, Eylül’ün ilk Pazar gününe kadar süren bu şenliklerde, sanılanın aksine kemençe sesinden çok tulum sesi başrol oynar. Yayla şenliklerinde, doğanın eşsiz güzelliği, müziğin ve horon tepen insanların coşkusuna karışır. Bu coşkuya ortak olmak isteyenlere, çok sayıda ‘Trabzonlu horon öğretmeni’ gönüllü olarak eşlik eder.
Yaylaları kadar gölleri ile de insanı daha önce görmediği manzaralara konuk eden Trabzon, başta Uzungöl, Balıklı Göl ve Sera Gölü olmak üzere irili ufaklı çok sayıda göle sahiptir. Bu göllerin bazıları dağ yamaçlarının kayması, bazıları ise coğrafi nedenlerle oluşmuştur.

BAKIR İŞÇİLİĞİ VE DOKUMALARI DA EŞSİZ
Trabzon’a özgü zanaatların başında bakır işçiliği geliyor. Şehirde bulunan zengin bakır yataklarını Osmanlı döneminden bu yana en iyi şekilde işleyen Trabzon halkı, bakır işçiliğinde kendini geliştirerek önemli bir gelir kaynağı yaratmış. Şehrin pek çok farklı yerinde kolaylıkla karşılaşılabilen bakır atölyeleri, hem satış mağazaları ile hem de meraklısına ufak çaplı bakır işçiliğinin nasıl yapılacağını görme şansı tanıması ile de oldukça özel mekânlardır.
Trabzon’da bakır işçiliği kadar önemli, diğer zanaatta dokumacılıktır. . Yayla şenliklerinde ki herkesin büyük bir hayranlıkla baktığı yöresel kıyafetlerin tamamı el dokumasıdır. Trabzon’un pek çok yerinde kolaylıkla bulunabilen bu dokumaların fiyatları da tasarımlarının eşsizliği ile karşılaştırılamayacak kadar uygundur.

TRABZON MUTFAĞI
Hamsi, mısır unu ve karalâhana diğer Karadeniz illerinde olduğu gibi Trabzon’da da beslenmenin temelini oluşturur. Minzi denilen çökelek benzeri peynir, hemen her öğün yenir. Mısır ekmeği, peynirli, minzili, yumurtalı, kabaklı, yağlı pide, hamsili ekmek, cumur adı verilen pide, en ünlü yöresel yemeklerdendir. Sabah kahvaltıları kimi yörelerde trima denilen un çorbası ve yağda kızartılan ekmek parçalarıyla yapılır. Genellikle öğlen saatlerinde yenilen kuymak yörenin en sevilen yemekleri arasındadır. Kuskusu andıran çimdik makarnası da oldukça yaygın bir yemektir. Mısır, sütlü kabak, karalahana, balık çorbası da akşam yemekleri arasında özel bir yere sahiptir. Karalahana yığması da yörenin ilginç yemeklerindendir.
Hamsi kayganası, hamsi kuşu denen köfte, turşu, turşu kavurması özellikle kış aylarında tercih edilir. Ayrıca yabani bitkilerden hamuçera (dağ çileği), lifor (böğürtlen), mora (ahududu), ahlat (yaban armudu), karayemiş (kirazı andıran, daha az tatlı bir bitki) ve çakal eriği (ekşi dağ eriği) şehre has en sevilen meyvelerdir.

MERAKLI İÇİN…
Fasulye Turşusu Kavurması
Malzeme: Taze fasulye turşusu, sarımsak, soğan, tereyağı, maydanoz, tuz.
Yapılışı: Kuru soğan ince ince kıyılır. Bir tencerede tereyağı eritilir. Soğan kavrulur, ardından taze fasulye turşusu ilave edilerek kavurulur. Kavurulan fasulyenin içerisine ince kıyılmış sarımsak, maydanoz ilave edilerek 1–2 dakika daha kavrulur.
Mıhlama (Kuymak)
Malzeme: Peynir (mıhlama peyniri, yoksa kaşar peyniri), un, tereyağı, az miktarda su
Yapılışı: Peynir ince ince doğrandıktan sonra içerisine un ve bir miktar su katılır. Diğer taraftan tereyağı ocakta kızdırılır. Kızdırılan tereyağın içerisine hazırlanmış karışım dökülür ve peynir eriyene kadar pişirilir. Bazı yerlerde mıhlamaya soğan ya da yumurta da ilave edilir.



* Uygun saklama koşullarında 5 ila 15 gün arasında bozulmadan saklanabilen Trabzon Ekmeği’nin diğer adıyla Vakfıkebir Ekmeği’nin pişirme süresi uzun olduğundan dış kabuğu kalın, iç kısmı ise yumuşak, pişkin ve iri gözenekli olur.
* Mangalda, tavada ya da buğulama... Her şekliyle damakta farklı bir tat bırakan hamsi, özellikle sonbahar ve kış aylarında hem lezzetli hem de bereketli olur.
* Tamamen yöresel mısır unu, peynir ve tereyağı ile yapılan Kuymak, bazı yörelerde mıhlama (muhlama), havits ya da yağlaş adıyla da biliniyor.


ANADOLUJET İLE ANKARADAN TRABZON’A
ANKARA–TRABZON: 1 saat 10 dakika
YOLCU / PASSENGER: Ulaş Atay – Editör

  ETIKETLER:
trabzon    sumela    manastir    beton-helva    akcaabat    uzungol    yayla    kofte   
macka    hamsi    horon    mihlama    kuymak    trabzon-ekmegi