mart - nisan 2010
Ellerin Mucizesi
Sayı : 15
English
French
Georgian

http://www.tavnewsport.com
İçindekiler
Anasayfa
CEO'dan
Gündem »
Gezi Notları »
Kapak Konusu
Risk&Kontrol
İş Rotası
Havacılık Trendleri
Yönetim
TAV Dünyası »
Sağlık
Cin Fikirler
Yaşam Döngüsü
Sosyal Bilgiler »
Güçlü Halka
Hayat Rotası
Ellerin Mücizesi
Ajanda »
Aktif Hayat »
Platform
Summary
Port Anket

Öncesi ve sonrasıyla; EZEL


Bu sezon hepimizi ekranlara kitleyen “Ezel”in mutfağında, senaryo yazmayı zanaat olarak gören ve tıpkı bir zanaatkar gibi önlerindeki hikayeyi ince ince işleyen bir ikili var: Kerem Deren ve Pınar Bulut.

Bu sene, hepimizin yaşadığı kronik pazartesi sendromunu yerle bir edip, hafta başını iple çekmemize neden olan bir fenomen gerçekleşti: “Ezel”. Gerek kastı, gerek, oyuncaklı, hızlı ve zekice ilerleyen, Shakespeare'den Nâzım Hikmet'e, Oscar Wilde’a kadar pek çok isimden yapılan alıntılarla zenginleşen senaryosuyla “Ezel”, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Yerli diziler evreninde bir dönüm noktası oluşturan ve televizyon dizilerinin çıtasını oldukça yükseğe çeken “Ezel”in başarısının izini sürdüğünüzde, son derece donanımlı, mektepli olmanın ötesine geçmiş (Bitirdiği okulları arka arkaya sayınca yutkunmaya başlıyorsunuz ki, ısrarla sormayınca da söylemeyecek kadar alçakgönüllü) ve sektörde pişmiş bir isimle karşılaşıyorsunuz: Kerem Deren. İleride adını gerek sinema filmleri, gerek tiyatro oyunları ve tabii ki dizilerle sık sık duyacağımızı düşündüğümüz Kerem Deren (38) ve birlikte çalıştığı Pınar Bulut (29) ile Ezel’in katmanları arasında dolaştık.


10 Mart 2010 tarihinde anevrizma teşhisi ile beyin ameliyatı geçiren ve yayına girdiğimiz sırada iyileşme sürecinde olan Kerem Deren’e acil şifalar diliyoruz ve Türk sinema endüstrisine muhteşem katkılarının uzun yıllar sürmesini bekliyoruz.

Önce biraz kendinizi anlatır mısınız? Ezel’den önce neler yapıyordunuz? Nasıl bir eğitim aldınız?
Kerem Deren: Ben Robert Kolej’i bitirdikten sonra Amerika’da Tiyatro bölümünde okudum. Dördüncü sınıfta Boğaziçi Üniversitesi’ne transfer olup Siyaset Bilimi bölümünü bitirdim. Daha sonra İngiltere’de oyun yazarlığı üzerine tiyatro mastırımı tamamladım. İstanbul’a dönünce bu kez Bilgi Üniversitesi’nde sinema üzerine mastır yaptım. Ardından Londra’ya tiyatro üzerine doktora yapmaya gittim ama devam etmeyip geri döndüm. Arada İstanbul’da Alchera adında bir restoran-bar işlettim. Bu dönemde tiyatro atölyeleri de gerçekleştiriyorduk. “Savaş”, “Altıncı Gün” gibi tiyatro oyunlarım gösterildi 2006 – 2007 yıllarında senaryo yazmaya başladım.

“Ezel”den önce hangi dizilerin senaryolarını yazdınız?
K.D.: “Gece – Gündüz” adında polisiye bir dizinin ve“Sınıf” adında altı bölüm oynayan başka bir dizinin senaryolarını yazdım. “Sınıf’”, keyifli bir işti ama tutmadı. Pınar Bulut: İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde okudum. Türk – İtalyan İlişkileri üzerine yüksek lisans yaptım. Başta akademik alanda devam etmeyi düşünüyordum ama yazma isteği baskın çıktı. Bir süre çeviri yaptıktan sonra senaryo üzerinde çalışmaya başladım.

Nasıl bir araya geldiniz?
K.D.: Ben Mass Media’da çalışıtığım sırada “Sınıf”ı yazarken, bir grup insanı yetiştirmek üzere takıma dahil etmiştik. Pınar bu gruptaydı. İçlerinde bana dayanabilende bir o kaldı (Gülüşmeler). Şu anda birlikte çalışıyoruz.

“Ezel” nasıl vücuda geldi?
K.D.: “Ay Yapım” ile çalışmak istiyordum, çünkü methini çok duymuştum. Bundan iki buçuk sene önce Ay Yapım’ın sahipleri Ekrem ve Kerem Çatay ile tanıştım. Onlar bir öç hikayesi istiyorlardı. Biz de o sırada bir “Monte Kristo Kontu” uyarlaması üzerine çalışıyorduk. Çıkış noktası belli olan ancak bugünün televizyon pratiğine uygun serbest bir adaptasyon üzerine kafa yormaya başladık. Televizyon pratiğinde söz konusu evrenin uçları oldukça geniş olmalı. Biz bu çalışmada bayağı bir yol aldık. Aslında geçen sene gösterime girecekti ama kriz yüzünden ertelendi. Senaryo olarak da bence daha tam pişmemişti. Bambaşka bir kast söz konusuydu. Sonuç olarak bu seneye kaldı ve çok daha iyi oldu.

“Ezel”e gelene kadar diğer dizi senaryolarından neler öğrenmiştiniz?
K.D.: Televizyon kendi içinde ayrı bir alan. Yazım tekniği açısından edebiyattan, sinemadan çok farklı. Bu işin matematiğini, formülünü bilmek gerekir. Bunun eğitimini ben görmüştüm zaten. Ayrıca bir de sektöre ve içinde yaşanılan kültüre ait farklılıklar var. Başka bir ülkede işleyecek bir kural burada işlemeyebiliyor. Bunu da ancak işin içine girdikten sonra yani sahada öğreniyorsunuz. Ben de “Sınıf”ta, “Gece – Gündüz”de bunları öğrendim. Hem işin matematiğini bilip hem de kültürü doğru tarttığınızda iyi bir prodüksiyon ortaya çıkıyor. Bunu beceremezseniz genellikle ıskalanıyor. P.B.: Ama ıskalamadığınız zaman da şartları esnetebilme şansına sahip oluyorsunuz. Daha önce açılmayan kapılar açılıyor.

Kast seçiminde öneriniz oldu mu?
K.D.: Senarist yazarken kafasında bir vizyon oluştuğundan fikri soruluyor ama son kararı tabii ki prodüktör veriyor.

Ezel’de birçok alıntı görüyoruz. Ömer Hayyam’dan, Oscar Wilde’dan… Bu alıntıları nasıl buluyorsunuz?
K.D.: Yeri geldiğinde bunları hafıza çağırıyor zaten. Bir iki bölümde bir, bir kitaptan alıntı yapıyoruz. Bunu kararında yapmakta, abartmamakta fayda var.

Bu alıntıların Ramiz Dayı yani Tuncel Kurtiz’in ağızdan çıkması, onları daha da etkileyici kılıyor.
K.D.: Dizinin neredeyse Ezel kadar öne çıkan karakteri de Ramiz Dayı oldu. Ezel bir tarafa, Ramiz bir tarafa… Ancak şöyle bir algı da yerleşti. Ramiz Dayı’nın tüm replikleri sanki alıntıymış, herhangi bir kaynak göstermeden yapılan çalıntılarmış gibi düşünülüyor. Hiç de böyle değil. Alıntı sanıldığından çok daha az yapılıyor ve mutlaka ekrana bir kitap kapağı vs. getirilerek kaynağı gösteriliyor. Geri kalanlar da tamamen bizim yazdığımız replikler. Sadece alıntılarla konuşan biri değil Ramiz. Aslında öyle olsa, bayağı komik olabilirdi (Gülüşmeler).

“Ezel” i seyretmenin en heyecanlı tarafı bir sonraki adımı tahmin edememek. Sürekli beklenmedik bir şey oluyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
P.B.: Senaryo yazımında buna “twist” diyoruz. Hikaye bir tarafa giderken yön değiştiriyor. Her bölümde bunu dramatik yapının bir parçası olarak kullanıyoruz.

Hikayenin sizin için başı sonu belli ama aralarda değişiklik yapıyor musunuz?
K.D.: Her bölümü yazarken bazı düzeltmeler, değişiklikler yapıyoruz ama bir sezonluk bölümde üç aşağı beş yukarı neler olacağını biliyoruz. Ama neyin daha iyi tepki alıp almadığını gördüğümüz bir alan da var. Örneğin Tuncel Abi’nin rolü daha dışardan bir usta rolüyken, çok daha oyuncaklı bir karakter haline geldi.

Hikayenin sonunu biliyor musunuz? Sonunu bilmeden yazan çok senarist var.
K.D.: Sondan başa gidildiği için mecburen biliyoruz. Bir senaryoyu iyi veya kötü yazalım, o zanaata sahip çıkıldığında uymanız gereken kurallar var. P.B.: Senaryo kurallarına uymak meslek açısından bir gereklilik ama yazar açısından da bir kolaylık. Ben şu anda sezon sonunda ne olacağını bilmiyor olsaydım, bayağı panik olurdum herhalde. Zaten oyuncaklı bir hikaye, nereye gittiğini de bilmezseniz kaybolursunuz. Kendimize bıraktığımız bir serbestlik alanı var ama neticede sonunu bilmek zorundayız.

“Ezel”in bu kadar başarılı olmasını bekliyor muydunuz?
K.D.: Bu kadar canlı bir tepki beklemiyordum. İnsanlar sadece seyretmekle kalmayıp içine girdiler. Daha önce Kurtlar Vadisi böyle canlı bir tepki almıştı. Bu kadarını beklemiyordum ama belli bir reyting başarısı bekliyordum. Kast ve ekip çok iyi anlaştı. Bu dizi, televizyonda gördüğüm en yüksek oyunculuklara sahne oluyor. Replikler zor. Kimse günlük dil kullanmıyor. Herkes acayip akıllı, herkes kocaman laflar ediyor, herkes hazırcevap! Bunu seyirciye kabul ettirebilmek oyuncuların başarısı. Aslında böyle konuşuyoruz ama projenin daha ortasındayız. Kesin konuşmak için sonunu da beklemek gerek.

Tüm bunları yazarken, sizin aslında temel derdiniz nedir?
K.D.: Hayatta beni meşgul eden dertleri senaryo içinde seyirciye taşıyabilmek istiyorum. “Ezel”, bir şekilde bizim temel derterimizle ilgili soruları sormamıza izin veriyor. Bu bir şans. Cümleleri olan bir dizi Ezel... P.B: Ben herkesin bildiği şeyleri farklı şekilde anlatan biri olmak istedim. Kocaman kocaman şeyler söylemek istemedim, ama onları farklı anlatmak istedim. Çünkü önemli olan hikaye değil onu nasıl anlattığınızdır. O yüzden herkesin kendisiyle özdeşleştirebileceği bir şeyi başka türlü anlatabilmek çok keyifli. Ezel buna izin veren bir proje.

Mesela?
K.D: Sadakat mesela. Sadakatin tekin olmayan tarafını göstermek hoşumuza gidiyor. İlişkinin öbür açısı, her zaman görünür olamayan açısı Ezel’de bol bol var. Birine ihanet etmek, başkasına sadık olmak anlamına gelebilir.

  ETIKETLER:
ezel    kerem-deren    pinar-bulut    dizi