GÜZELİM DEME BİR SİVİLCE YETER, ZENGİNİM DEME BİR KIVILCIM YETER
Genç adam uzun zamandır hayalini kurduğu kendi iş yerini açma sürecinin son noktasına gelmişti. Kiraladığı ofisin anahtarlarını eşine gösterirken heyecanı ve tutkusu gözlerinden okunuyordu.
Şanslı bir çocukluk geçirdim. Suadiye de doğdum büyüdüm. O günlerde adeta bir sayfiye yeriydi. Denize girmeye, Suadiye Oteli ve hemen karşısındaki Reşat Kulüp’e giderdik.
Üniversiteden mezun olduktan sonra işe girmiş ve en alt basamaktan başlayarak birçok kademede çalışmış işin püf noktalarını öğrenmişti. Hem operasyonu hem de satışı iyi biliyordu. İnsan ilişkilerinde son derece başarılıydı. Bu nedenle en zor pazarlara rahatlıkla girip ürünlerin satışını yapabiliiyor ve bu şekilde patronlarının beğenisini topluyordu. Ne var ki atılgan ve risk seven karakteri onu arayışlar içine sokuyordu. Kendi işini kurmaya karar vermişti. Üretim yapıp yurt dışına ihraç edecekti. Onu tek endişelendiren konu az bir sermayeye sahip olmasıydı.
Kısa süre içinde kişisel bağlantıları , etkili satış ve ikna kabiliyeti sayesinde çarkı döndürecek bir kaç iş almıştı. Ancak bu işler sadece yeni işyerinin masraflarını karşılıyor ev geçindirmek için pek umut vermiyordu .
Tüm konsantrasyonunu satışa vermişti. Zaten operasyonel işleri, hesabı kitabı pek sevmezdi. Bir asistanı vardı sadece. Üretimi fason olarak yaptırıyor, ba ğlantıları kendisi kuruyordu. Hesap kitap işlerini de civar esnafın defterlerini tutan bir abisine ihale etmişti.
Bir gün eve geldiğinde eşi vergi dairesinden gelmiş bir zarf uzattı kendisine. Heyecandan açıp bakmıştı genç kadın ve üzerinde yazılı ceza rakamını gördüğünde çok korkmuştu. Genç adam pek bir huzursuzluk belirtisi göstermeden zarfı çantasına koydu ve yarın bu konuyu hallederim dedi. Muhasebecisi ile görüştüğünde kısmen rahatladı. Ceza, aylık vermesi gereken vergi beyannemelerini vermeyi unuttuğu için gelmişti. Ürettiği malları yurt dışına ihraç ettiği için yasal olarak devlete bir vergi ödemesi gerekmiyordu. Ama bu beyanname vermemesini mazur göstermiyordu. Ceza oldukça yüklü miktardaydı. Vergi dairesi belli bir süre beyanname alamadığı için kurallar gereği bir matrah tayin etmiş, bu rakama ceza da ekleyerek bedelin yatırılmasını istemişti.
Muhasebeci abi meraklanacak bir şey yok dedi. Hemen bir dilekçe yazarız ve itiraz ederiz. Bizim ödememiz gereken bir vergi yok ortada. Hemen bir dilekçe yaıp vergi dairesine verdiler. Genç girişimci rahatlamış ve durumu hemen eşine bildirmişti. İşlerine kalddığı yerden devam edebilirdi. Gene müşteri ilişkilerine , satışa ve üretime ağırlık verdi.
Aradan uzunca bir süre geçmişti. İşler çok iyi gitmiyordu. Ofisini, masraflarını kısabilmek için başka bir adrese taşımıştı. Gene bir gün eve geldiğinde vergi dairesinden gelen yeni bir zarfı uzattı eşi. Bu seferki yazı daha farklıydı. Kesinleşmiş vergi cezasının derhal ödenmesi gerektiği yazılıyordu ihbarnamede. Bir anlam verememişti bu yazıya. İtiraz etmişlerdi ya bir öncekine bu ne demek oluyordu? Ertesi gün tekrar muhasebecinin yolunu tuttu. Birlikte vergi mahkemesine gittiler.
Durumu öğrendiğinde başından aşağı kaynar sular inmişti. Meğer ilk yaptıkları itiraz dilekçesinde şekil şartlarına aykırı davrandıklarından dilekçe işleme bile konmamış, karar işyeri adresine tebliğ edilmek istenmiş, ancak iş yerini taşıdığı ve bu durumu bildirmediği için kendisine ulaşılamamıştı. Ve sonunda itiraz süresi geçtiği için de ceza kesinleşmişti. Maalesef bu kesinleşmiş cezaya itiraz hakkı da kalmamıştı. Zaten kıt kanaat geçinirken gelen bu müthiş vergi cezası, hayatını tamamen alt üst etti. İşini tasfiye etti. Tekrar profesyonel hayata geri döndü. Uzunca bir süre vergi dairesine borcunu ödemek için çalıştı.
Buna benzer yaşanmış nice sıkıcı hikayelere tanık olmuş ya da duymuş olabilirsiniz. Bir şirketin sadece satış yaparak ayakta kalmasının mümkün olmadığı aşikârdır. Yaşanabilecek hukuksal, operasyonel, beşeri, teknolojik her türlü olumsuzluk, şirketlerde onarılması güç hasarlara sebebiyet verebilmektedir. İyi şirketler bunların tümünü gerektiği gibi yönetebilen şirketlerdir.