Hava yolculuğunun dününe, bugün ve yarınına bir bakış:
NEREDEN NEREYE
|
Havacılığın geçmişi, özellikle bu sektöre gönül vermiş ve bu sektörü kariyeriyle birlikte hayat tarzı haline getirmiş kişiler için çok ilginç bir konudur. Havacılık onlar için; “Canım otobüsten bile ucuz, hem de otobüs gibi 10 saat sürmüyor” diye bir çırpıda açıklanamaz
|
Havaalanı ve havalimanlarına yakın oturanlar iyi bilirler. Turbofan jet uçak motorlarının o tanıdık ve kanıksanmış gümbürtüsü arasında, arada sırada bir pervaneli bir uçak sesi geldiğinde mutlaka dikkat kesilirler. Nedense jet uçaklarına kafasını çevirip bakmaya bile gerek görmeyenler; pervaneli bir uçağın sesini duyar duymaz durup bakma ihtiyacı duyarlar.
İyi, hoş da; neden bu ilgi? Oturup düşündüm ve yanlış ya da doğru; şu sonuca vardım: Havacılık, hava yolculuğu ve ilgili her şey, eskiden bir romantizme sahipti. Pilotlar göklerin şövalyeleri, kabin memurları kanatsız meleklerdi. Havacılık sektöründe her hangi bir görevde çalışanlar, ailelerinin ve mahallenin kahramanlarıydı. İlk başlarda çok ilgi gören olan her şey gibi havacılık ve hava yolculuğu da zamanla kanıksanıp sıradanlaştı.
NewsPORT'un birkaç sayısında bir yazı dizisi olarak devam etmek üzere yazmaya başladığım "Nereden nereye", "havacılık trendleri" sayfasının bir süre konuğu olacak. Çünkü trendlere bakarken ardındaki geçmişi kavramanın önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette herkesin ezbere bildiği (aslında tam olarak da doğru olmayan) "Orville ve Wilbur Wright kardeşler Kitty Hawk'da ilk kez uçtular" diyerek söze başlayacak değilim. Onun yerine, her gün kullandığımız bazı deyimlerin kökenlerini, en popular hava yolculuğu uçaklarını, havaalanlarının gelişimini, handling ve hava trafik kontrolünün (ATC) geçmişini, bu gününü ve geleceğini araştırıp, inceleyip meraklılarına aktarmaya çalışacağım.
Kemerlerinizi bağladıysanız haydi, zaman makinesinin start düğmesine basalım!
FORD TRİMOTOR
Ve sıra geldi, hava yolu taşımacılığının geçmişinden bir yaprağa. Sivil havacılık tarihine adını altın harflerle yazdırmış,ancak pek az kimsenin hatırladığı Ford Trimotor, otomobil imal eden bir dünya markasının bir zamanlar dede ve ninelerinizi taşıyan bir uçağı da imal ettiğinin kanıtı.
Henry Ford, kişisel olarak öyle olmasa bile, 20. YY'ın aç gözlü tröst kapitalistlerine verilebilecek bir örnekti. Ünlü Model T otomobilinin de yer aldığı üretim faaliyetlerine, feci bir hezimet ve multi milyon dolar zararla kapanan Brezilya Amazonu'ndaki kauçuk üretimi macerasını da katan Ford'un, gözlerini gökyüzüne dikmemiş olmasını zaten bekleyemezdik.
İşte 1925' de bir gün Henry Ford, tasarımcı William B. Stout' a ait Stout Metal Uçak Sanayii adlı firmayı, tüm tasarımları ile birlikte satın alır. Stout'un Alman Junkers uçaklarından esinlenen modellerini gözden geçirir ve üç motorlu bir model tasarlanması için harekete geçer. Farklı firmaların ürettiği araba, traktör, kamyon ve hatta tekneler için motor üretmesiyle ünlü Ford Motorları Şirketi, bu kez dışarıdan, o sıralar uçak motoru üretiminde bir numara olan Wright firmasından hava soğutmalı radyal motorlar satın alır. O sıralar fazla aerodinamik bilgisi olmadığından, bir dizi deneme yanılma sonucunda ortaya çıkan iki adet uçak, fabrika binasından gün ışığına çıkartılır. Uçaklar öyle zamanının ilerisinde bir tasarıma sahip olmamakla birlikte, 20'li yıllar için oldukça modern sayılabilecek tekniklerle imal edilmiştir.
* Bir Teneke Kaz seferine hazırlanıyor ve bagaj, kargo ve posta yüklemesi
yapılıyor
* Artık küçük bulduğumuz ve yolcu taşımacılığı sahnesinden silinip gitmiş olan 88 tonluk kalkış ağırlığına, 170 yolcu ve 6 ton yük kapasitesine sahip Boeing 727 ile bir Ford Trimotor yan yana.
Ford, "dünyanın en güvenli yolcu uçağını yaptım" diye her yerde konuşmaya başlar. Preslenip oluklar açılmış alüminyum levhalardan oluşan gövdesi, zamanının ahşap iskelet üstüne muz yağı ile kaplanmış branda gerilen diğer uçaklarına göre gerçekten de sağlamdır. Ancak, aerodinamik konusundan habersiz tasarımcıların masasından çıkan bu uçak bir hava sürtünmesi faciasıdır. Oluklu alüminyum levhalar o denli hava sürtünmesi yaratır ki,uçak gösterebileceği performansın yüzde 20 ila yüzde 30'u altında çalışır. Zaten bu performansı takma adı "Tin Goose"; yani "teneke kaz" olur.
Daha sonraları Pratt & Whitney motorlarla donatılacak bazı modellerde de ilk modellerdeki bazı ilginç ve sıra dışı özellikler aynen devam eder. Motorların sıcaklık vb. göstergeleri motorların üzerine monte edilmiştir ve pilotlar sıkça kafalarını camdan dışarı çıkartıp gösterge okumak zorundadırlar. O zamanların 250-300 km hızı ve 1.500-2.000 metre irtifayı geçemeyen uçaklarında olabilecek bir şeydi bu. İniş takımları sabit, fren ve kanat, dümen yüzeyleri kas gücüne dayalı elle kumandalıydı.
Sonraları TWA tarafından satın alınacak olan Transcontinental Air Transport firması, 1929' da San Diego Kaliforniya'dan New York'a tam yolcu kapasitesi olan 12 kişi ile uçarak ilk kez bu uçağı ticari kullanıma soktu.Üretilen toplam 199 adet Ford Trimotor'un C3, C3A, C4, C4A ve C9 adı altında 13 adet de askeri kargo versiyonu üretildi ve 1926 ile 1933 arasında üretilen 199 Ford Trimotor, dünyanın her tarafından 100 kadar havayolu firmasının filosunda hizmet verdi. En büyük müşteri, kuşkusuz Juan Trippe'in Pan American Airway System'ı, ya da herkesin bildiği kısa adıyla Pan Am idi.
Ne var ki rekabete start verilmişti ve çok daha büyük, çok daha başarılı uçakların göklere havalanmasıyla Ford Trimotor 1933'deki en son modeliyle gözden düştü ve üretimi durduruldu.
Ford Trimotor, Henry Ford' un medyatik kişiliği ve reklama verdiği önemle sürekli flaş olmayı başardı. Charles Lindbergh ve Amelia Earhart başta olmak üzere ünlü pek çok havacı bir Ford Trimotor' un kokpitinde uçtu ve objektiflere poz verdi. Amerikalı kutup fatihi Amiral Richard Byrd güney kutbu keşfine Ford Trimotor ile çıktı. Franklin Delano Roosevelt, Ford Trimotor ile uzun süreler uçtu. Bir anlamda Ford Trimotor'a Air Force One da denebilir.
Dahası da var; Ford Trimotor, tarihteki ilk tanker uçak testlerinde görev aldı ve bir Lockheed Electra'ya başarılı şekilde yakıt vererek ilk kez havada yakıt ikmali yapan tanker uçağı olduğunda takvimler 1937'yi gösteriyordu. Ne var ki uzun süren test sırasında kendisinin yakıtı tükenince düştü.
|
İşte 1920' lerin teknolojisi: Pilot, frenleri çalıştırabilmek için eğilip uzanarak sol alt köşede görünen, "Johnny" frenini çekerek uçağını durdurup, park frenine alıyordu. Otomobil direksiyonunu andıran kumanda kolonlarının iki yanında görünen çelik kablolar anında dikkat çekiyordu. Sol üst köşede görünen hız göstergesinde 165 Mil (o zamanlar ölçü birimi olarak kara mili kullanılmaktaydı) noktasında redline'a (tehlikeli hız sınırı) giriyordu. Gaz kollarının önünde ve her iki yanındaki devir göstergeleri ise 2.000 devir/dakika sınırında tehlike sınırı olan kırmızı ile işaretliydi. Oysa günümüzde herhangi bi araba motoru, 6500- 7500 devir/dakikada kırmızı bölgeye düşmekte.
|
|
"İniş ve kalkışlarda lütfen başınızın üstünde asılı olan deri tutamaklara sıkıca sarılınız". Sanmam; pilot böyle bir anons yapmıyordu herhalde değil mi?...... yoksa yapıyor muydu?
Koltuk kapasitesi : 12
Standart Seyir Hızı (Cruise Speed) : 115 Mph / 185 km/saat
Azami Kalkış Ağırlığı (MTOW) : 13,500 lbs / 6136 kg.
Azami Menzil : 560 mil (kara mili) / 901 km.
|
|