Hava Yolculuğunun Dünü, Bugünü ve Yarını
Uçaklar yolcu taşımaya başladığı yıllardan bu yana yolcu davranışları ve beklentileriyle birlikte terminallerin işletilme şekli de değişti.
Havaalanı ve havalimanlarının yönetim ekiplerinin, uçuş güvenliği, uçuş zamanlaması gibi fonksiyonla ilgili konuların yanı sıra, yolcuların talep ve beklentileriyle de ilgilenmeye başlaması, terminallerde büyük bir değişim başlattı. İlk iş yolcuyu dinlemekle başladı ve toplanan veriler herkesi hayrete düşürdü! Yolcuların derdi artık sadece bir an evvel uçaklarına binip uçmak değildi. Bambaşka ve yepyeni taleplerle kendilerini ortaya koyuyor, müşteri krallığı zamanına uygun davranıyorlardı.
“Şu uçak kalksa da gitsek” diyen, gazete ya da hediyelik eşya ile yetinen yolcu, artık “masaj, cilt bakımı, kuaför, ayakkabı boyacısı” istiyor, herhangi bir restoran ya da kafe değil, bir zincir markanın şubesinin açılmasını talep edebiliyordu. Hem hava yolu şirketlerinin hem de havaalanı ve havalimanı işletmecilerinin şapkayı önüne koyup düşünme, yeni hizmetler geliştirme ve sunma zamanı gelmişti.
YOLCULUĞA EŞLİK EDEN KONFOR
Hava yolculuğunun emekleme devri, demiryollarının altın çağına denk düşüyordu. Hele okyanus aşmak, Charles Lindbergh’ün ve Alcock-Brown uçuşlarından önce ve sonra da uzun yıllar bir hayal olarak kaldı. Trenlerde yolculara akla sığmayacak bir konfor sunuluyordu ve doğal olarak uçağa göre çok ucuzdu. Tren garlarının muhteşem mimarilerinin dışında sunduğu özel bir şey yoktu, ancak neredeyse lüks bir otel gibi yönetilen trenlerde çeşitli sınıflara göre sunulan hizmetler, günler süren yolculukları keyifli bir hale dönüştürüyordu. Havacılık sektörü ise lüks ve konforun gücünü trende olduğu gibi önce uçağın içinde sonra da terminallerde keşfetti.
Demiryollarının altın çağını yaşadığı dönemde insanların sahip olduğu şüpheci bakış, havacılığın gelişimine pek yardımcı olmuyordu. Tek çare, hizmet ve zaman avantajını birleştirerek yoğun bir reklam kampanyasına girişmekti. Juan Trippe adlı Amerikalı, bunu yaparak Pan American Airways’i kurdu ve büyük bir atağa girişti. Uçaklarında muhteşem yiyecek ve içecekler ikram ediyor, arada yakıt ikmali için iniş yaptığı halde yolcularını New York’dan Miami’ye trenden çok çok önce götürüyordu. Üstelik günlerle hesaplanan yolculuklar, 20 dolar (zamanın 20 doları değerliydi) fazlasını ödeyen herkes için, saatlerle hesaplanır olmuştu.
Derken American Airways ve United Airlines gibi oyuncular da katılınca, fiyatlar daha da düştü. Bu arada, Avrupa da boş durmadı. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonlarına kadar hala sömürge sahibi olan ülkeler, bu ülkelerdeki kontrollerini sürdürmek ve nimetlerinden daha hızlı faydalanmak adına hava seyahatine ağırlık verdiler.
Günümüzde baktığımız zaman belki de o yolculara “kahraman” ya da “çılgın” diyebiliriz. Çünkü tek pervaneli uçakla, radar, telsiz ve navigasyon cihazı olmadan Londra’dan Rodezya’ya ya da Kenya’ya, uçmak o günkü yolcular için hem bir klas ve statü göstergesi, hem de macera idi.
TERMİNALLERDE HAYAT DAHA KEYİFLİ
Çok eskiden değil, çocukluğumda rahmetli babam uçağa bineceğimizi söylediğinde, annem kuaföre gider, makyaj yapar, babam ‘grand toilette’ donanır, tüm itiraz ve huysuzlanmama aldırmaksızın bana da papyon kravat takarlardı.
Günümüzde ise durum normalleşti, herkes uçak ile yolculuk edebilir hale geldi. Bilet fiyatları düşerken, uçakta sunulan lüksler ise azaldı.
Terminallerde sunulan hizmetler ise giderek zenginleşti. Terminaller, beş yıldızlı otelleri, ultra modern lounge alanları, lüks markaları sunan giyim, kozmetik, mücevher mağazaları, çeşit çeşit restoranları, kuaför-masaj hizmetleri, ayakkabı boyacısı, banka ve kiralık araba şubeleriyle göz kamaştırıcı alışveriş merkezlerine dönüştü. Yakında terminallerde spor ve sinema salonlarına rastlarsak şaşırmayacağız.
Hazırlayan: MURAT ŞEN
|