Temmuz - Eylül 2011
Ellerin Mucizesi
Sayı : 21
English
French
Georgian

http://www.tavnewsport.com
İçindekiler
Anasayfa
CEO'dan
Gezi Notları
Kapak Konusu
Risk&Kontrol
İş Rotası
Havacılık Trendleri
Yönetim
TAV Dünyası »
Profesyonel
Ellerin Mucizesi
Seyahat Çantası
Sürdürülebilir Kalkınma
İçimizden Biri
Teknoloji
Ajanda »
Aktif Hayat »
Summary

İSTANBUL’DA BİR ROMALI “ELİ”
Türkiye’de bir İtalyan Elisabetta İğmen. Dostları ona “Eli” diyor. Tarih boyunca kadın güzelliğini vurgulamak için tasarlanan aksesuarlar, bu kez Romalı Eli’nin ‘Eli’nde hayat bulup, Romalı ve İstanbullu kadınların güzelliğini vurguluyor, tenlerini süslüyor.

Elisabetta İĞMEN
www.elieligioielli.com

“Elisabetta” ya da dostlarının dediği gibi “Eli” kimdir?
ELİ İĞMEN:
Romalı, dekoratör bir ailenin kızıyım. Çocukluğum, kumaşlar ve renkler arasında geçti. Roma’da yabancı diller ve edebiyat üzerine üniversite eğitimi aldım. Arkeolojiye ve yabancı dillere karşı her zaman büyük bir merakım vardı. Dil öğrenme konusunda oldukça yetenekliydim. İstanbul’da yaşamak, Türkçe konuşmak artık kimliğimin bir parçası oldu. Bu yaşam biçiminin kimliğimi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Eşim Türk ve kızım Asya’yı bu topraklarda doğurup büyüttüm. Uzun zamandır Türk vatandaşıyım ve Romalı olduğumu tüm genlerimle hissederek hiç unutmasam da, Roma ile bağlarımı hiç kopartmasam da, kendimi artık İstanbullu hissediyorum. Türkiye’deki arkadaşlarım çok iyi Türkçe konuştuğumu ve artık her halimle Türkleştiğimi söylüyor. Zaten artık bir klişeye de dönüşmüş olsa, Akdenizli olma ortak paydasının geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum. Coşkularımız, hislerimizi ifade şeklimiz, kadınlık ya da erkeklik hallerimiz iki toplumda birbirine benziyor. Roma ve İstanbul, aynı anlayışla ve aynı kültürün bakış açısından kurulmuş iki kent. Bu kentte tarihin izlerini sürerken hiç yabancılık hissetmiyorum. Özellikle İstanbul’un tarihi yarımada bölgesinde kendimi yuvamda hissediyorum.

Sizi İstanbul’a getiren nedir?
E.İ.:
Arkeoloji merakım nedeniyle seyahat etmeyi çok seviyordum ve bildiğim yabancı dilleri kullanabileceğim farklı coğrafyalara kolayca gidebilmek için, artık olmayan ünlü Amerikan hava yolu şirketi TWA’de yer hizmetlerinde çalışmaya başladım. Bedava biletlerim oluyordu ve TWA’in uçtuğu yerlerin listesine bakıp bir ülke seçiyordum. Bir gün üniversiteden en yakın kız arkadaşım Daniela dertleşmeye geldi. Çok derin bir aşk acısı çekiyordu. Bu ruh halinden uzaklaşabilmesi için ona bedava biletlerimle seyahate çıkmayı teklif ettim. Daniela, üniversiteden bir Türk arkadaşını da ziyaret edebileceğini düşünerek, o güne kadar hiç görmediğimiz İstanbul’a gitmek istedi. 20’li yaşlarımızın tüm coşkusuyla seyahat planı yaptık, başka kız arkadaşlarımız da katıldı bize. Ancak seyahate iki gün kala Daniela’nın bir iş gezisine çıkması gerekti. Seyahate Daniela olmadan devam ettik.

Peki kalmanızı sağlayan neydi?
E.İ.:
Aşk, tabii ki! Daniela, İstanbullu arkadaşı Akil’i aramamızı sıkı sıkı tembih etti. Akil ile üniversitede aynı dönemde okumuştuk ama Roma’da tanışma şansımız olmamıştı. İyi İtalyanca bildiğini biliyordum ama İstanbul’a inince aramak aklıma bile gelmedi. Ta ki, beş turist kız olarak 80’lerin sonunda bir Kapalıçarşı deneyimi yaşayana kadar! Böyle maceralı (!) bir Kapalıçarşı ziyareti sonunda, Akil’in telefon numarasını çantamda bulmak için sarfettiğim eforu anlatamam. Telefon ettim ve telesekreterine yardıma ihtiyacımız olduğunu hissettiren bir not bıraktım. Sonrası gerçekten ‘Aşk’tı. Ardından hayal gibi bir İstanbul tatili başladı. Hem İstanbul’a hem de Akil’e âşık oldum. Kısa bir süre içinde işi gücü bırakıp, ailemi ikna ederek İstanbul’a yerleştim. Sonrası, Roma kadar memleket İstanbul… Bir Ferzan Özpetek filminde yıllar önce bu iki kenti bir arada görmek, bulunduğum noktayı anlamak için muhteşem bir vesileydi. ‘Hamam’da Ferzan’ın kamerası İstanbul-Roma arasında gidip gelirken, eşim Akil ile ağlamaya başladık.

Aksesuar tasarımı yapmaya nasıl karar verdiniz?
E.İ.:
Bir iki yıl içinde, ilk İstanbul deneyimimde beni ürküten Kapalıçarşı’dan çıkmaz oldum. Bir yeri tanıyınca, oralı olunca davranış kodlarını da çözüyorsunuz. Bu arada zaten İstanbul’daki hayat ve bu tip mekânlardaki yaklaşımlar da çok değişti. Sonuç olarak Kapalıçarşı, tıpkı çocukluğumun renkleri, kumaşları gibi bende iz bıraktı. Orada sergilenen aksesuarların ardındaki tasarım her zaman ilgimi çekti. Hayat, sizi olgunlaştırarak bir noktaya getiriyor ve bir bakıyorsunuz, deneyimlediğiniz her şey ellerinizden yeni bir şey olarak çıkıyor. Böyle bir estetik zenginlik içinde kendinizi yaratıcılıkla dolu bir üretim noktasında bulmanız hiç de zor değil. Taşlara ve madenlere olan ilgimden dolayı kadın güzelliğini vurgulayan ve bir şekilde bu vurguyu tamamlayan aksesuarları kullanmayı çok seviyorum. Eşim Akil’in işleri nedeniyle moda sektörünü yakından tanıyor ve takip ediyorum. Kendime özel olarak hazırladığım takı ve aksesuarlar, o kadar beğenildi ki belli bir süre sonra arkadaşlarım için de tasarlamaya başladım. Son iki yıldır da bu talebi, ‘Elieli Gioielli’ markası ile çok keyif aldığım bir işe dönüştürdüm.

Nasıl bir tasarım süreci yaşıyorsunuz?
E.İ.:
Tasarımlarımda kullandığım her bir materyal ile bir çeşit gönül bağım var. Bazı işaret ve geometrik şekillerin beni yansıttığına inanıyorum. Örneğin, ‘bir’liği, ‘hayat döngüsünü” sembolize ettiğine inanılan çemberleri kullanmayı seviyorum. Kolye, bileklik, küpe ve yüzük tasarımlarımda kullandığım renkler ve malzemeler, geçmişten gelen bir birikimle yıl içindeki ruh hallerime yansıyor. Ortaya çeşitli konseptler altında sunduğum koleksiyonlar çıkıyor. Örneğin, son koleksiyonumda baharın tüm coşkusunu hissettim ve hissettirmeyi amaçladım. Goncaları hatırlatan renk renk küpeler, bileklik ve kolye uçları tasarladım. Yeniden doğuş anlamına gelen doğanın uyanışına ‘selam’ vermek istedim.

Geleceğinizi de tasarlıyor musunuz?
E.İ.:
Gündemimde hep yeni bir şeyler vardır ama geleceği tasarlamak mümkün değil. Hedeflerinizin olmasında, bunun için planlar yapmanızda bir sıkıntı yok, ama anın yaşanabilmesi önemlidir. Şu anda sadece yaşayarak yeni tasarımlarım için ilham aldığımı biliyorum. İstanbul ve Türkiye, Roma ve İtalya, ilham verici zenginlikleriyle beni desteklemeye devam edecekler.

“Genel olarak, ‘bir’liği, ‘hayat döngüsünü” sembolize ettiğine inanılan çemberleri kullanmayı seviyorum. Son koleksiyonumda ise yeniden doğuş anlamına gelen doğanın uyanışına ‘selam’ vermek istedim. Yaz için, goncaları hatırlatan renk renk küpeler, bileklik ve kolye uçları tasarladım.”
  ETIKETLER:
elisabetta    eli    gucellik    romali