BIR ANTIKAHRAMAN : Kerpeten Ali
Ezel dizisinin iyi mi kötü mü olduguna bir türlü karar verilemeyen ama çok sevilen karakterini canlandiran Baris Falay, “Sokaga çiktigimda herkes hem Kerpeten Ali gibi davranmami hem de güleryüzlü bir beyefendi olmami bekliyor, olmaz ki!” diyor.
Çocuklugunuz nerede geçti?
Baris FALAY: Memur çocugu oldugum için birçok yerde geçti. Önce Malkara, sonra Diyarbakir’a gittik. Diyarbakir’da yasadigimiz dönemde, edebiyat ögretmeni olan annem ‘Bu çocukta fena halde sive olusmaya basladi’ diyerek telaslanmisti. Babam Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda teknisyendi ve ilkokul ikinci siniftayken hep birlikte Ankara’ya tasindik. Bütün okul hayatim Ankara’da geçti. Böylece, Ankara kültürünü almis bir genç olarak hayatima devam ettim.
Ankara kültürü bir genci nasil sekillendirir?
B.F.: Ankara’da, Istanbul’daki kadar kolay iliski kuramazsiniz ama kurdugunuz iliskiler derinliklidir. Güzeldir Ankara, onu görmek ister her bahti kara (gülüyor)… Saka bir yana, Ankara etkisi derken, o yillara has bir durumdan söz ediyorum. Kizlari giysilerimizin markalariyla degil, gittigimiz sinema, okudugumuz kitaplarla tavlardik. Bizim için ‘hava atma’ araci, kolunun altinda önemli bir siyasi dergi tasimakti. Zaten tiyatro ile de öyle tanistim. Bir derginin gençlik kolu tiyatro çalismasi yapiyordu, ben de isikçi olarak çagrildim. Oyunculardan biri gelmedi ve onun yerine oynadim.
‘Yetenegim olmasa oyunculugu bu kadar sevmezdim’ diyorsunuz...
B.F.: Yetenek, inanmakla ilgilidir. ‘Ben bu yemegi güzel yaparim’ hissini yasamazsaniz o yemek güzel olmaz. Oyunculuk hem benim hayata bakisima aykiri degil hem de oldukça renkli bir is. Hiyerarsi yok. Sekiz yaz ve iki kisimi Bodrum’da barda çalisarak geçirdim. Baska meslekler de denedim ama hep biraktim. Oyunculuk, benim için diger meslekler kadar çileden çikartici degil.
Çok zor bir sezondan çiktiniz. Ezel, keyifli oldugu kadar yorucu bir sete sahip olmasiyla biliniyor. Yazi nasil geçireceksiniz?
B.F.: Bu yaz birlikte vakit geçirmekten çok zevk aldigim oglumla daha fazla zaman geçirmek ve keyifli bir tatil yapmak istiyorum. Film tekliflerini degerlendirmedim çünkü bu kisa zaman diliminde gerçekten dinlenmek istedim. Ezel’in çekimlerine 18 Agustos itibariyle basliyoruz. Bütün bir sezon haftanin alti-yedi günü 20-22 saat çalistik ve çok yorulduk. Sene içinde 33 tane film çekmis gibi hissediyorum. Ezel’in senaristleri Kerem (Deren) ve Pinar müthis bir ikili. Hem derinlikli, hem çok boyutlu bölüm senaryolari geliyor elimize. Hem bizi hem de seyirciyi doyuran diyaloglarla farkli bir hikâye anlatiyorlar. Böyle bir kaliteden sonra bir film senaryosunu begenmem de kolay degil.
Gelen tekliflerin iyi ya da kötü projeler oldugunu nasil anliyorsunuz?
B.F.: Ben daha çok hislerimle hareket ediyorum. Aslinda bir ögretmen çocugu ve isin egitimini almis bir kisi olarak benden ‘mantik’ dememi bekleyebilirsiniz ama ‘iç güdü’ bana daha kiymetli geliyor. Bir isin güzel olacagina inaniyorsam o ise giriyorum ama yine de bunu kimseye tavsiye etmiyorum… ‘His’ iyidir, ama evde denemesinler (gülüyor)…
‘Ali’ biraz sabirsiz ve acele kararlar veren bitirim bir karakter, siz ‘Baris’ olarak ‘Ali’yi nasil kabul ettiniz, kendinize benzetiyor musunuz?
B.F.: Dedigim gibi hislerimle hareket ediyorum ve bu isin iyi olacagina inandigim için baliklama atladim. Yani ben de Ali gibi acele karar veriyorum. Zaten, sekiz aylik dogmusum ve annemin anlattigina göre çocuklugum boyunca da hep sabirsizmisim. Dolayisiyla Ali’nin sabirsiz hallerini canlandirirken zorlanmadigim kesin. Ali karakterinin bitirim durusuna gelince; her Türk erkegi kadar bende de biraz bitirimlik var. Kosullar geregi Ali kadar bitirim olamiyorum tabii…
Bu kadar taninmak sizin için zor olsa gerek…
B.F.: Amerikali bir oyuncu gibi steril yasamadigimiz için biraz zor oluyor. Ilgiyi elbette her oyuncu sever ve kisa bir süre için bu durum zevkli de oluyor, ancak bir süre sonra nahos durumlar ortaya çikabiliyor. Biz hem çok taniniyoruz hem de sabah bakkala, manava gitmek durumundayiz. Aslinda herkes kendi açisindan bakabilse, böyle bir sorun kalmayacak. Mesela; siz günde 200 tane fotograf çektiriyor musunuz? Üstelik fotograf çektirmekten de o kadar hoslanan bir adam degilim. Ayrica benden bir yandan Kerpeten Ali olmam istenirken, bir yandan da hep güler yüzlü, tatli biri olmam bekleniyor. Olmaz ki!
Ezel hayranlari bütün bir sezon merakla bir sonraki bölümde ne olacagini beklediler, bir sonraki sezon da neler olacagini biliyor musunuz ?
B.F.: Bize bir yillik senaryo akisi verilmisti. Hatta Ezel’in çok sik bir dosyasi vardi. Bu isin beni etkileyen taraflarindan biri de oydu. Basindan beri her sey belliydi ve bütün hikâye belirli olan ilk senaryoya sadik kalinarak çekildi. Hatta ben senaryoyu ilk okudugumda esime söyledigim ilk cümle ‘eyvah’ oldu. Önümüzdeki sezona gelince, klasik bir oyuncu agziyla bizi nelerin bekledigi de izleyicilere sürpriz olsun diyorum.
‘Eyvah’ derken tam olarak neden bahsediyorsunuz?
B.F.: ‘Eyvah, çok güzel, ne yapacagiz?’ demistim, çünkü biraz korkuyordum. Daha önce de ‘Aliye’ dizisiyle ses getiren bir is yapmistik... Ikinci bir bitirim rolü insani korkutuyor. Birbirine benzemeyen iki ayri bitirimi oynamak zorundasiniz. Ama isi o kadar sevdim ki yapacagima kendimi inandirdim. Yazarlarla da fikir alisverisimiz oldu.
Diyelim ki, Ezel tutmasaydi ne olacakti?
B.F.: Ben ilk gün yapimciya, yönetmene, senariste söyle dedim: “Bu is tutmazsa ben bir daha dizi senaryosu okumam”. Projenin tutacagindan çok emindim. Tutmasa hayata karsi ümidim kalmazdi. Simdiye kadar bildigim her sey yanlismis diye düsünürdüm.
Gerçekten baska bir senaryo okumaz miydiniz?
B.F.: Yok, okurdum (gülüyor). Ama bu is tutacakti, emindim.
|