KUSURSUZ FIRTINA
(Bize olmaz demeyin!)
Bankanın kredi pazarlama uzmanı büyük bir sevinç içinde müdürün kapısını tıklattı ve içeri tüm pozitif enerjisiyle girdi. Müdür, “Hayırdır Ahmet Bey,” dedi. “Mehmet Bey ,” dedi Ahmet Bey, “Uzun süredir peşinde koştuğumuz firma ile sonunda çalışma imkânı bulacağız. Bugün bizimle çalışabileceklerini belirttiler. Çok büyük meblağlı bir kredi anlaşması yapma ihtimalimiz var. Biliyorsunuz ülkenin en büyük fındık ve ceviz işleyen şirketi, ciroları çok yüksek. İhracat da yapıyorlar, çek de kullanıyorlar. Sadece kredi değil, yan hizmetlerimizden de yararlandırabilirsek yılın bombası olacak. Müdür, büyük bir keyifle Ahmet Bey’in elini sıktı ve “Bravo!” dedi, “Derhal kredi tesisi için süreci başlatın”.
Şirket üreticilerden fındık ve ceviz alıyor, bunları tesislerinde işliyor, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında pazarlıyordu. Son yıllarda çok hızlı büyümüş ve pazarın lideri olmuşlardı. O yüzden, hem ek tesis yapıyorlar hem de farklı alanlara da yatırım yaparak kârlılıklarını artırmayı düşünüyorlardı. Şirket ana faaliyet konusu olan findık ve ceviz işleme işinden sonra otomotiv yan sanayiine de yatırım yapmayı planlıyordu.
Kredi teklifi hazırlandı. Meblağ yüksek olduğundan bu kredinin verilmesine ancak Genel Müdür, Pazarlama Direktörü, Krediler Direktörü ve Hazine Direktöründen oluşan kredi komitesi karar verebiliyordu. Komite, şirketin finansal durumunu belirten krediler raporunu, daha sonra da sağlayabileceği getiriyi ve projeksiyonları içeren pazarlama raporunu tartıştı. Hazırlanmış istihbarat raporunu da inceledikten sonra kredinin verilmesi onaylandı.
Kredi emtea karşılığı olacaktı. Yani kredinin güvencesi olarak firmanın depolarında bulunan fındık ve cevizler alınacaktı. Komite, titiz davranarak kredi güvencesi olan malların mutlaka yangına ve bozulmaya karşı sigortalanması şartını koşmuştu. Zaten şirket yeterince güçlüydü ve teminatlar da güvenli olduktan sonra başka bir sorun kalmayacaktı. Gerçi firmanın nesillerdir yapageldiği fındık ceviz işinin dışında, otomotiv gibi pek de uzman olmadığı bir alana yatırım yapıyor olması, Krediler Müdürü’nü işkillendirmişti ama muhalefet şerhi yerine cılız bir yorum yapmayı tercih etmişti.
Şirket ile ilişkiler gayet iyi başlamıştı. Kredi ödemeleri zamanında yapılıyordu ve hatta kısa vadeli ek ihtiyaçları da iyi faiz oranları ile kredilendiriliyordu. Şirketin borçluluğu biraz artmaya başlamıştı ama elde edilen gelirler ile kıyaslandığında pek kayde değer bir risk olarak görülmemişti.
İkinci sene sonunda yabancı yatırımcıların yüksek alımları ile başlayan Dolar kurundaki yükseliş bir süre sonra borsadaki ani çöküş ve faiz oranlarındaki tırmanış ile birlikte kısa zamanda krize dönüştü. Krizden ilk etkilenen sektörlerden biri otomotiv olmuştu, yan sanayi üretim ve satışları durunca, şirketin vadesi gelen taksitlerden ikisini ödeyemeyeceği bildirildi. Ardından şirkete kredi veren bankalardan bir tanesinin anapara ve faizlerini tahsil edebilmek için yasal yollara başvurduğu duyuldu.
Banka yönetimi, kredi teminatı olan fındık ve cevizlerin nakde rahatlıkla dönüşebileceğini biliyordu. Bu malların sadece kendilerine teminat verilidğini bildiğinden içleri biraz olsun rahattı. Ancak işler bir kez ters gitmeye görsün, sabaha karşı 04.00 sıralarında depolarda yangın çıktığı haberi geldi. Ertesi gün banka yetkilileri olay yerine incelemeye gittiklerinde, tüm malların kül olduğunu gördüler. Zararın tazmin edilmesi için sigorta şirketi ile derhal temasa geçmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Operasyon Direktörü sigorta şirketini aradı, bu arada sigorta eksperleri incelemelerini tamamlamış ve raporlarını yazmışlardı. “Neyse,” dedi Genel Müdür, “Sigortadan kredimizin neredeyse büyük bölümünü karşılayacak bir meblağ tahsil ederiz”... Aradan bir süre geçti, hala tahsilat gerçekleşmemişti. Sebebini sormak ve süreci hızlandırmak üzere sigorta şirketini aradıklarında şu cevabı aldılar: “Maalesef zararınızı tazmin etmemiz mümkün değil. Zira sigorta poliçenizin süresi, yangın çıktığı günden bir gün evvel dolmuş. Yenileme işlemi saaat 12’den sonra yapıldığı için ve ödeme henüz yapılmadığı için sigortanın başlaması bir gün sonraya kalmış. Yangın saat sabah 04:00 sularında çıktığından maalesef sigorta kapsamına giremiyor.”
Banka yöneticileri şirketin battığını, kredi teminat emteanın yandığını, sigortanın ödeme yapmayacağını öğrendiklerinde, tarihlerinin en büyük kredi zararını sineye çekmek zorunda olduklarını anlamışlardı. Aynı anda bir değil, iki değil, üç olumsuzluğun peşpeşe gelebileceğini biri söylese, muhtemelen tepkimiz “Yok canım o kadar da olmaz” şeklinde olurdu. Bunu bir ütopya olarak değerlendirirdik. Sizce bahsi geçen vakayı sadece şansızlık olarak değerlendirmek mümkün mü?
Hazırlayan: ALTUĞ / KORALTAN
|