LONDRA’DA YAPMANIZ GEREKEN YEDİ (ALTERNATİF) ŞEY

İşte Londra’da yapılabilecek binlerce şey arasından sizler için seçtiğimiz, 7 alternatif:
1. Londra’nın En Eski Telefon Kulübesini Gör
2. Speakers’ Corner’da Bir Tartışmaya Katıl
3. Wembley’de Bir Derbi Maçına Git
4. Beş Çayını The Wolseley’de İç
5. British Museum’daki Likya Eserlerini Gör
6. Kentin Gizli Doğal Hazinelerini Gez
7. Şafak Korosunu Dinle
Avrupa’nın, hatta dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri olan İngiltere’nin başkenti Londra her yıl binlerce Türk turisti de ağırlıyor. “Avrupa görmüş” de çıktığı turistik seyahatlerden birinde bu tarihi şehre uğramayan bir Türk vatandaşına rastlamak zordur. Özellikle bahar ve yaz aylarında milyonlarca turistin kent sokaklarında gezindiği Londra, görülecek yerler, katılacak etkinlikler ve kültürel duraklar açısından Avrupa’nın kalbi sayılır.
Şehrin en çok ziyaretçi çeken mekânları arasında Parlamento Binası, Tower Bridge, Buckingham Sarayı, Trafalgar Meydanı, British Museum, Westminister Kilisesi ve Madam Tussaud Müzesi sayılabilir. Bu tarihi durakların yanı sıra 143 kayıtlı park ve bahçesi ile Londra yeşili de bol olan bir şehirdir. Hyde Park, Green Park gibi köşeler sadece şehrin sakinleri için değil yabancı gezginler için de soluklanıp yorgunluk atma ve dinlenme yerleridir.
Şehre gelip de bu saydığımız yerleri görenler kendilerini Londra’yı gezmiş, görmüş addetseler de Avrupa’nın bu en önemli kenti, söz konusu duraklardan ibaret değildir. Görülmesi gereken yüzlerce noktası ile Londra gezginler için olağanüstü zenginlikte bir şehirdir. Bu nedenle kente gelip standart turistik mekânların büyük çoğunu görmüş olanlar için TAV NewsPORT’un bu sayısında alternatif bir güzergâh çıkardık.
1-Londra’nın En Eski Telefon Kulübesini Gör

Piccadilly Meydanı’ndan iki adım öteye geçip Kraliyet Sanat Akademisi’ne kadar uzanırsanız avlunun girişinde ülkenin o meşhur kırmızı telefon kulübelerinin ilk yapılmış örneğini göreceksiniz. Çarpıcı rengi, güzel tasarımıyla bu güzel telefon kulübeleri 1990’lı yılların başlarına kadar İngiltere’nin her yerinde kullanıldı. Kraliyet Sanat Akademisi’nin avlusundaki “1 numaralı telefon”, 1924 yılı yapımı bir prototip. Yapıldığı tarihten dört yıl önce Posta İdaresi bir başka prototip üretmişse de, bu örneğe gelen yoğun eleştiriler üzerine Kraliyet Güzel Sanatlar Komisyonu’na (Royal Fine Art Commission) danışılmıştı. Ülkenin ilk umumi telefon kulübesi tasarımı için ahşap malzemeden üretilmiş üç örneği değerlendiren Komisyon en nihayet Giles Gilbert Scott’un prototipini temel alan kulübelerde karar kıldı. Scott’un kubbeli bir mimari yapıyı temel alan tasarımı o üç örnekten geriye kalan tek prototip. Telefonlarımızı cebimizde taşıdığımız günümüz dünyasında, gidip Londra’da “geçmişi aramak” isteyenler için, orada, Akademi’nin avlusunda ziyaretçilerini bekliyor.
-Royal Academy of Arts, Burlington House, Piccadilly, London W1J 0BD, www.royalacademy.org.uk.
2-Speakers’ Corner’da Bir Tartışmaya Katıl
Hyde Park’ın yeşillikleri üzerine yayılıp uzanmaktan daha eğlenceli olabilecek bir eylem de parkın “Marble Arch” metro istasyonuna yakın olan “Speakers’ Corner” adı verilen köşesinde, “ifade özgürlüğünün” doyasıya tadını çıkarmak. İngilizcenize güveniyorsanız, neden olmasın.

“Speakers’ Corner” günümüz Londra’sında her gün yüzlerce kişinin diledikleri konuda serbestçe fikirlerini dile getirdikleri bir köşe. Ateşli siyasi tartışmalara sahne olan köşenin tarihi 19. yüzyılın ortalarındaki bir başkaldırıya dayanıyor. 1866’da şçi sınıfına oy hakkı getirilmesi amacıyla Edmund Beales liderliğinde yürüyüş yapan bir grubun Hyde Park’a girmesine polis engel olur. Bunun üzerine küçük de olsa bir karşılıklı itiş kakış meydana gelir. Bu olaydan altı yıl sonra, yani 1872’de hükümet Hyde Park’ın bu köşesinde isteyenlere toplantı yapma ve düşüncelerini serbestçe dile getirme hakkı verir. Aslında Speakers’ Corner Soğuk Savaş yıllarında daha çok sendikacıları, sosyal demokratları ve sosyalistleri ağırlıyordu. 1979 İran Devrimi’nden sonra konuşmalar daha agresif ve dini bir içerik kazandı. Sovyet Sistemi’nin ve Berlin Duvarı’nın 1989’daki çöküşünden sonra ise ön saflara milliyetçiler ve fundemantalistler geçti. Bugün bu köşede liberallerden sosyalistlere, İslamcılardan, Hristiyan aktivistlere, ateistlerden savaş aleyhtarlarına, feministlerden çevrecilere ve marjinal gruplara, hemen herkese yer var. Gidin ve dünyanın karşı karşıya olduğu soru ve sorunlar hakkında sahip olduğunuz fikirleri serbestçe dile getirin.
- Speakers’ Corner, Hyde Park, W1, Marble Arch metro istasyonu, www.speakerscorner.net.
3-Wembley’de bir Derbi Maçına Git

Futbolun beşiği kabul edilen İngiltere’de ezeli rekabetin yoğun olarak yaşandığı çok sayıda futbol kulübü vardır. Liverpool - Everton, Tottenham - Arsenal, Manchester City – Manchester United bu tür rekabete sadece birkaç örnek teşkil ederler. Bu rakip takımlar arasındaki mücadeleler her zaman kıran kırana geçer. Ancak Londra’daki Wembley Stadyumu’nun İngiliz takımları arasındaki rekabette yeri her zaman bir başkadır. Geçtiğimiz yıllarda 750 milyon İngiliz Sterlini bir yatırım ile büyük bir renovasyondan geçen stadyumda özellikle
Chelsea – Manchester United, Manchester United - Liverpool gibi takımların oynayacağı FA Cup finali ya da Carling Cup Finali görmenin keyfi bambaşka! Denk getirebilirseniz İngiliz Premier Ligi’nin en pahalı iki takımı arasındaki maçı kaçırmamaya bakın.
- Wembley Stadyumu, www.wembleystadium.com.
4-Beş Çayını Wolseley’de İç
Bir çay üreticisi olmamalarna rağmen, İngilizler özellikle Hindistan ve Sri Lanka bölgesinden yüzlerce yıldır ithal ettikleri bu ürünü keyifle içmeleriyle ünlüdür. Çoğu İngiliz, çayı süt ilave ederek içse de, bu onların çaydan tat almalarına engel olmamıştır. Zira İngilizlerin önemli bir kısmı öğleden sonra çay içmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Londra’da bu alışkanlığı İngiliz usulüyle deneyimlemek isteyenler için en güzel ve en şık mekânların belki de en başında The Wolseley kafe/restoranı geliyor.

Piccadilly yakınlarındaki bu hoş mekân, Viyana’daki benzerlerinden esinlenerek tasarlanmıştır. The Wolseley’de Earl Grey, Darjeeling, Ceylon Assam, Yasemin veya Yeşil Çay gibi seçenekleri deneyebilirsiniz. Mekânın tatlıları da hiç fena değil. Şehrin merkezinde alışveriş yaparken biraz soluklanmak isterseniz, Wolseley’e uğrayıp demlikte çay sipariş ederek, belki yanına enfes kurabiyelerden de isteyip geçmişi çok eskilere dayanan bu alışkanlığın tadına İngiliz usulüyle bakmak isteyebilirsiniz.
- The Wolseley, 160 Piccadilly, W1J, Green Park metro istasyonu yakınlarında, www.thewolseley.com.
5-British Museum’daki Likya Eserlerini Gör

Güneybatı Anadolu’da çok sayıda kentin İÖ 167 yılında bir araya gelerek oluşturduğu bir birlik idi Likya. İÖ 5. yüzyılda yapılmış Nereidler Anıtı, bu birliğin efsanevi başkenti Xanthos’un ve Likya’nın simgesi sayılırdı. İÖ 5. yüzyılda, İyon tarzında yapılmış bu 24 sütunlu anıtın tüm yüzeylerini Deniz Tanrısı Nereus’un kızları olan Nereidler’i betimleyen kabartma ve heykeller süslüyordu. Yekpare bir kaya kütlesi üzerine mezar odasıyla birlikte inşa edilmiş olan ve Nereidler Anıtı ile hemen hemen aynı dönemlerde inşa edilmiş olan Harpyler Anıtı da Likya’nın bugün vatanında olmayan tarihsel miraslarındandır. Zira bu kentin tüm kabartmaları, heykelleri ve değerli mimari buluntuları, 1838-1844 arasında üç kez bölgeye gelen İngiliz arkeolog Charles Fellows’un kazılarının ardından 70-80 adet dev kasanın içine doldurularak savaş gemileriyle Britanya’ya götürülmüştü. İÖ 545’te Perslere, İÖ 42’de ise Romalılara teslim olmaktansa topluca intihar etmeyi seçen cesur Xanthoslulardan bize yadigâr olan son kalıntılar bugün British Museum’un Likya Eserleri Seksiyonu’nda sergileniyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen ve yine Anadolu’nun Karya bölgesinde İÖ 350 yıllarında inşa edilmiş Halikarnassos Mozolesi de bu eserlerimizin hemen yanı başında sayılır. Müze Pazartesi-Cumartesi 10:00-17:00 arasında, Pazarları ise öğlen 12:00-18:00 saatleri arasında ziyarete açık.
- British Museum, Great Russel Street, ana girişten girdikten sonra giriş holünde soldaki galerilerde,“Ancient Egypt ve Middle East galerilerinin ardında, www.britishmuseum.org.
Kentin Gizli Doğal Hazinelerini Gör

Londra’da 143 park ve bahçe var. Bunlar arasında Hyde Park, Green Park, Regents Park en çok bilinenleri ve turistler tarafından en çok ziyaret edilenleri. Ancak Londra’nın bir de “gizli” doğal hazineleri var. Daha ziyade kentin yerlilerince gezilen bu hazinelerden bazıları şöyle:
Isabelle Plantation: Taşıt trafiğinin olmadığı gerçek bir vaha. Rododendron çiçeklerinin açtığı nisan ve mayıs aylarında görüntü olağanüstü. (Richmond Park’ta, en yakın kapılar Ham ve Ladderstile kapıları, Surrey, www.royalparks.org.uk).
Eltham Palace: Şehrin güneyindeki bu yeşil alan baharda bir renk ve koku cennetine dönüşüyor. (Court Yard, SE9, www.elthampalace.org.uk).
The Phoenix Garden: Charing Cross Caddesi civarında böyle bir yer olacağı aklınızın ucuna bile gelmez. Phoenix Theatre’ın arkasına gizlenmiş olan bu küçük bahçe atmaca ve ağaçkakanları dahi ev sahipliği yapacak kadar zengin bir yabanıl habitat barındırıyor. (Stacey St, WC2H 8DG , www.phoenixgarden.btck.co.uk)
Geffrye Museum Gardens: 16. yüzyıldan günümüze İngiliz iç mimarisinin değişimini yansıtan müzenin bahçesi ise I. Elizabeth döneminin mütevazı peyzaj anlayışından Viktorya döneminin egzotik zenginliğine, uzun bir dönemin bitkisel çeşitliliğini ve zenginliğini gösteriyor. (Kingsland Rd, E2 8EA, www.geffrye-museum.org.uk)
Kyoto Park: Adeta İngiltere’deki Japonya! Abbotsbury Road girişini kullanarak Holland Park’a girdiğinizde orta yerde bu küçük ama mükemmel bahçeye ulaşıyorsunuz. Japon sanatçılarca 1991’de yapılan ve 2001’de elden geçirilen park Londra’nın en huzurlu köşelerinden biri.
7-Şafak Korosunu Dinle

Genellikle Mayıs ayının ilk pazar günü düzenlenen “Uluslararası Şafak Korosu Günü” (International Dawn Chorus Day), tüm dünyada olduğu gibi Birleşil Krallık’ta da yoğun bir katılımla gerçekleştiriliyor. Etkinlik İngiltere’de ilk kez 1984 yılında Birmingham kentinde düzenlenmişti. Dünyanın bu en eski “uyanış çağrısı” özellikle son 20 yılda Londralıların liderliği üstlendiği bir etkinliğe dönüştü. Bu etkinlikte amaç doğanın bizlere her gün sunduğu mucizeye bir bahar günü pür dikkat kesilip kulak vermek esasına dayanıyor. Erkenden kalkılarak elde dürbünlerle alacakaranlıkta genellikle London Wetland Centre’a gidiliyor. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ötücü kuşların tatlı melodilerine, ispinozlara, baştankaralara, ötleğenlere, öter ardıçlara kulak veriliyor. Birkaç saatlik kuş gözlemi ve doğanın eşsiz melodilerini dinlemenin ardından hep birlikte kahvaltı ediliyor. Etkinlikte dünyanın ilk sanayileşen kentlerinden biri olmasına rağmen Londra’nın yaban hayatını tamamen yitirmediğini görmek nefes kesiyor.
International Dawn Chorus Day, www.idcd.info.
|