1600 yıldır Anadolu topraklarında yükselen Deyrulzafaran Manastırı'nı göreceğimiz için çok heyecanlıyız. Başkent Ankara'dan, Mardin ilinin dört-beş kilometre dışında, bozkırın ortasında yükselen ortaçağ yapılarını andıran manastıra ulaşmamız, uçak yolculuğu, araba kiralama süresi ve kısa bir kara yolculuğu ile toplam iki buçuk saat sürüyor. Safran renkli bu muhteşem yapıya uzaktan bakıyoruz ve içeride yaşam biçimleri yüzlerce yıl önceki gibi süren rahipler ve öğrencileri hayal ediyoruz. Elimizde gezgin ve vahşi doğa fotoğrafçısı Süha Derbent'in fotoğrafları bize rehberlik ediyor. Sabah gün aydınlanmadan gelerek içeride olmak için sabırsızlanıyoruz. Ama önemli değil, gün halen uzun ve Mardin'de yapılacak çok şey var.
UÇUŞ KARTI
“ANADOLU ARTIK DAHA YAKIN”
Anadolu'nun 26 noktasına yolcu taşıyan AnadoluJet, Başkent’in konumuna yakışır şekilde, tüm Anadolu'ya; cazip ücretlerle, güvenli, hızlı ve zamanında uçuşlarla hizmet veriyor.
Mardin ilinin dört-beş kilometre dışında kurulu olan Deyrulzafaran Manastırı Süryaniler için önemini sürdürmeye ve gerçeküstü atmosferi ile ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Mezopotamya'nın ilk tapınaklarından birinin üzerine kurulu bulunan bu manastır 1600 yıldır üzerinde ibadet edilmesine alışık. Deyrulzafaran Manastırı, bozkırın ortasında yükselen ortaçağ yapılarını andırıyor. Rahipler ve öğrencilerin manastırda yaşama biçimi de yüzlerce yıl önceki gibi...
Bir zamanlar safran rengi olan taş duvarları yıllardır üzerine sinen toz, topraktan dolayı renk değiştirmiş. Safran rengi deniliyor çünkü, yüzlerce yıl önce bu dağlarda safran çiçekleri açarmış. Bu nedenle belki Deyrulzafaran inşa edilirken sıvasında safran çiçekleri kullanılmış, manastırın duvarlarına renk versin diye. Safran çiçekleri renklerini sunmuşlar Deyrulzafaran Manastırı'na ama sonra da bu ovalardan, dağlardan çekip gitmişler. Şimdi safran, bulunmadığı için yörede altın değerinde. Manastırın avlusunu çevreleyen duvarlarda bulunan taştan hayvan kabartmaları Nuh'un gemisine alınan hayvan türlerini tasvir ediyor. Manastır bu özelliği ile boz bir denizin içinde bir gemiyi anımsatıyor.
Dünyayla aralarına manastırın duvarlarını koyan bu topluluk, iman ve eğitimle hayata anlam katılabileceğine inanıyor. Manastırın baş rahibi İbrahim Türker gülerek şöyle söylüyor: "Size göre, sanki burada ortaçağı yaşıyor gibiyiz, değil mi?"
Deyrulzafaran'ın Öyküsü
İbrahim Türker Deyrulzafaran'ın öyküsünü şöyle anlatıyor, "Bundan yaklaşık 1600 yıl önce, güneşe tapanlar, kendilerine bir tapınak yeri aramışlar. Öyle bir tapınak inşaa etmek istemişler ki, bütün Mezopotamya ovası önlerinde uzansın, ama dağların arasında da kaybolsun..." Bunu gerçekleştirmek için de Mardin'den dört km uzağa kurmuşlar tapınaklarını. Yani Deyrulzafaran'ın ilk sahipleri güneşe tapanlar olmuş.
O zamanlarda bu kadar büyük bir yapı değilmiş Deyrulzafaran. Daha çok küçük bir yeraltı tapınağı şeklinde yapılmış. Daha sonra tek tanrılı dinler döneminde manastır bugünkü halini almış.
Deyrulzafaran, Hıristiyan dünyasının Anadolu'da kurulan ikinci kilisesi. Antakya'daki ilk kilise ise Bizans'ın akınlarına dayanamayan müritlerin Mardin'e göç etmesiyle terk edilmiş ve zamanın Patriki 8. Mar Diyonosiyos Deyrulzafaran'a gelmiş ve burada patriklik makamını kurmuş.
Deyrulzafaran Manastırı Güneydoğu'daki Süryani kiliseleri içinde en önemlisi. 1116 ve 1932 yılları arasında bütün patrikhanelerin merkezi olarak kabul edilmiş. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki ve aslında Türkiye'deki tüm Süryaniler düğünlerini ve cenaze törenlerini hâlâ bu manastırda düzenliyor.
Rivayet o ki; Deyrulzafaran'ın duvarlarında, ibadethanelerinde, koridorlarında adeta cirit atan akrepler soktukları insanları zehirleri ile anında öldürmelerine rağmen, rahiplere asla dokunmuyorlarmış. Rahipler inandığı sürece mesele yok. Zaten yaz boyunca manastırın çatılarında uyuyan çocukların da akrepler tarafından sokularak zehirlendikleri görülmüş şey değil şimdiye kadar. Sadece misafirleri korkutuyorlar...
Deyrulzafaran'da sıradan bir gün
Deyrulzafaran'da gün saat 04:30'da namaza hazırlık ile başlıyor. Güneş, ne kadar sıcak bir gün daha yaşanacağını haber vererek gökyüzünde yükselirken namaz başlıyor. Buhurdanlıklardan süzülen tütsü kokusu, rahiplerin tören giysileri, çocukların ciddiyeti ve kilisenin ibadet edilen bölümündeki ağır kırmızı renk herkesi büyülüyor.
Süryanilerin ibadet biçimi Müslümanların namazına çok benziyor ve Müslümanları şaşırtsa da "namaz" olarak anılıyor.
Namaz bir saat sürüyor ve bitiyor. Tüm çocuklar mutfakta rahiplerle toplanıp ekmek, zeytin ve yağdan oluşan çok mütevazı bir kahvaltı masasına oturuyorlar ve iştahla yemeğe başlıyorlar.
Kahvaltı sonrası gün yoğunlaşıyor. Baş Rahip İbrahim Türker genel olarak misafirleri ağırlıyor çünkü Deyrulzafaran'ın her gün mutlaka misafirleri var. Türker misafirlerle yakından ilgilenirken ikinci rahip Gabriel öğrencilere İncil'den dersler anlatıyor. Bu dersler bir saat kadar sürüyor sonra mıntıka temizliği başlıyor. Manastırın avlusunda bulunan kuyudan su çekilerek her taraf yıkanıyor ve öğle yemeği hazırlıkları başlıyor. Rutin içinde akşama kadar 6 kadar daha namaz vakti var. Ancak düğün, cenaze ve vaftizlerde durum değişiyor. İşte o günlerde bu mütevazı manastır sakinleri için gerçekten durum değişiyor. Rahiplerin tören giysileri daha bir şaşaalı oluyor. Öğrenciler ve rahipler gelen konuklarla birlikte ibadet ediyorlar ama yine onlarla birlikte çok güzel yemekler yiyorlar. Dış dünyadan haberler alıyorlar.
Özellikle manastırdaki öğrenciler üzerinde büyük bir saygınlığı olan Baş Rahip İbrahim Türker Süryani cemaatinden de aynı saygıyı görüyor. Kimi zaman gündelik manastır işlerinin dışında karı-kocaların sorunlarını bile hallettiği oluyor. Zaten Süryanilerde asla ayrılma yok. Onlar insanın öz eşini bir kez bulduğuna ve bunun asla değişmeyeceğine inanıyorlar. Bu bazen işlerini zorlaştırsa da...
Onlar günümüz Türkiye'sinde ama yaşam olarak çok uzağında yaşıyorlar. Daha doğrusu hangi ülkede yaşadıklarının önemi yok, taş duvarlarının ardında ibadetlerinden örülü yaşamlarında mutlular. Bazen ziyaret edilmeyi ve hatırlanmayı seviyorlar...
Eğer bir gün siz de yaşadığınız zamanın çok öncesinde bir günün içinde yaşamak isterseniz Deyrulzafaran ve İbrahim Türker sizi sevgi ile karşılayacak...
YAZI: Füsun Saka
FOTOĞRAFLAR: Süha Derbent - Sinan Kesgin - istockphoto.com