TV sunucusu, spor yazarı, basketbol menajeri / Murat Murathanoğlu
|
Murat Murathanoğlu
2010 Dünya Kupası Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye Milli maçlarını anlatarak artık sadece basketbol meraklılarının değil tüm Türkiye’nin tanıdığı Murat Murathanoğlu, tesadüflerle örülen kariyerini anlattı.
Aslında ABD’de İnşaat Mühendisliği okumuşsunuz. Basketbola ilginiz ABD’de mi başladı?
Murat MURATHANOĞLU: Tüm sporlarla ama özellikle basketbolla çok ilgili bir arkadaş grubum vardı. Bu arkadaşlarımdan biri şu anda Chicago Sun - Times’da basketbol yazarı oldu. Bir diğeri uzun yıllar Chicago Bulls için çalıştı. Lise maçlarına gider, oyuncuları yakından takip ederdik. Hatta şöyle bir anım var. O dönemde Chicago’nun en çok dinlenen radyo programına, bizim İllinois Üniversitesi’nin asistan koçu konuk olmuştu. Bu asistan koç, liseli oyuncuları takip edip bursla üniversitelere oyuncu almaktan sorumluydu. Ben programa bağlandım ve ona üç isim sordum. Hemen reklama girdiler. Bu arada bana telefonda bu isimleri nereden bildiğimi sordu. Ben hepsini takip ettiğimi söyledim. ‘Biz bu oyuncuları üniversiteye almak istiyoruz. Ama diğer üniversiteler kapmasın istiyorsan bir daha bu isimleri ağzına alma’ dedi.
Ne zaman Türkiye’ye döndünüz?
M.M.: Askerlik için Türkiye’ye geldiğimde, dört aylık boş bir zamanım vardı. Aslında o dönemde mühendis olarak çalışıyordum. Eczacıbaşı altyapısında basketbol oynamış bir arkadaşımın vasıtasıyla Aydan Siyavuş ile tanıştım. Bana birkaç soru sordu. Ve ardından hemen Eczacıbaşı Şube Sorumlusu Saffet Özbek’e götürdü. Ertesi gün işe başladım.
Türk basketbolunu da yakından tanıyordunuz...
M.M.: Hayır. Türkiye’deki basketbolla ilgili bildiğim üç isim vardı. Onları da zaten bütün Türkiye biliyordu: Efe Aydan, Erman Kunter, Emin Turan. Eczacıbaşı’da dört ay çalıştıktan sonra askere gittim. Aydan Siyavuş ben askerdeyken Fenerbahçe’ye geçmişti. Asker dönüşü beni de Fenerbahçe’ye aldı. 1982 – 83 yıllarıydı. Kalış o kalış. Ardından televizyonda spikerlik yapmaya başladım. Gazetelerde yazdım, dergi çıkardım...
İlk TRT’de spikerlik yapmaya başladınız değil mi?
M.M.: Evet, o da şans eseri gerçekleşti. TRT, ABD Üniversite liginin Final Four maçlarını almıştı. O zamanlar şimdiki gibi internet falan yoktu, üniversite ligini kimse bilmiyordu. Maçları anlatacak kimse olmadığından yayınlayamıyorlardı. Çetin Çeki bir davette benim ABD’li oyunculardan bahsettiğimi duymuş. Benden bu maçları TRT’de anlatmamı istedi. Ama 18 yıl ABD’de kaldığımdan benim Türkçem çok kötüydü. Çok zorlansam da o maçları anlattım. Fakat kendi ses tonumdan, aksanımdan nefret ettim. Yine de insanlar beğendi. Ardından, TRT NBA maçlarını satın aldı. Biz de Pazar günleri “Bizimkiler” dizisinden sonra NBA geniş özet veriyorduk. Annem vefat ettiğinde çantasından benimle ilgili, Necmi Tanyolaç’ın yazdığı “NBA’de ilk Türk” diye bir yazı çıktı. O yazıyı saklamış.
Bu dönemde sadece spikerlik mi yapıyordunuz?
M.M.: Hayır. Maç anlatmaya tamamen hobi olarak bakıyordum. Paşabahçe İhracat, Setur gibi şirketlerde çalışmaya devam ediyordum. Show TV kurulduğunda Faruk Bayhan, ve Erol Aksoy Türkiye ligini ve Efes Pilsen’in Avrupa Kupası maçlarını benim anlatmamı istediler. Avrupa Kupası maçı olduğu zaman haftada iki – üç gün seyahat etmek ve canlı anlatmak gerekiyordu. Hem normal bir işte çalışıp hem de bu seyahatleri yapamayacağım için ilk olarak Show TV’de spiker olarak full time çalışmaya başladım. Artık insanlar beni tanıyordu. Efes Pilsen Koraç Kupası’nı kazandığında da zirve yaptım. O maçları İsmet Badem anlatmıştık. O tarihten beri de Show TV ve Cine 5’de çalıştım. NTV’de Murat Kosova ve Kaan Kural ile, 24’te iki sene Yiğiter Uluğ ile (Euro lig) maç anlattık. Şu anda Yiğiter Uluğ ile TRT 3’te İspanya Ligi’ni anlatıyoruz. Haftanın iki günü de İsmet Badem ile Radyo Spor’da Asist programımız devam ediyor. NTV ile de NBA maçları için anlaşmak üzereyiz. İki sene öncesine kadar NBA ve Efes Pilsen maçlarıyla tanınıyordum. Ama hem Polonya’daki Avrupa Şampiyonası’ndan sonra hem de Türkiye’deki 2010 Dünya Şampiyonası’ndan sonra Milli Takım maçlarıyla tanınmaya başladım. “SSS Semih Erden” diye her gören taklidimi yapıyor.
Dünya Kupası’ndaki milli maçlar herhalde sunduğunuz en zevkli ve heyecanlı maçlardı?
M.M.: Daha önce 2001 Avrupa Şampiyonası’nda Basketbol Federasyonu bünyesinde görev yapmıştım. Sonra da Federasyon’dan ayrılmıştım. Turgay Demirel 2010’da da görev almamı istediğinde, Dünya Şampiyonası’nın nasıl bir mesai istediğini bildiğimden gözüm korkttu. Ne de olsa 10 yıl daha yaşlıyım. Ama sonunda kabul ettim. Ve organizasyonun, pazarlamasından, promosyonuna birçok basamakta görev aldım. Milli Takım’ın Dünya İkinciliği başarısının yanında organizasyonun da bu kadar beğenilmesi beni çok sevindirdi. Milli Takım da bizi çok mutlu etti. Birşeyler bekliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Mikrofon elimde ben coştukça, ekran başındakiler de coştu. Son iki aydır, yolda, benzincide, markette bu kadar taklidimin yapıldığını duymamıştım. Genel cümle de şu: ‘Bakın Murat bey, benim oğlum sizi çok iyi taklit ediyor”. Sonuçta tüm Türkiye çok büyük bir mutluluk yaşadı. Umarım 2012’de Londra’da düzenlenecek Olimpiyatlar’da da madalya alırız.
Futbolda Dünya Kupası üçüncülüğünden sonra bu başarının arkası gelmedi. Çünkü yetişen kadro yoktu. Basketbolda da başımıza aynı şey gelir mi?
M.M.: Başarının sürekli olması için antrenör ve oyuncu yetiştirmek, altyapıyı çok sağlam tutmak gerekiyor. Galatasaray da UEFA Kupası’nı kazandı. Arkası gelmeyecek diyenler vardı. Nitekim gelmedi. Basketbol Federasyonu altyapılarda yıllardır müthiş yatırım yapıyor. “12 Dev Adam” Basketbol Okulları çok etkili. Şu andaki başarı tesadüf değil. Federasyon 1979 doğumlulara özel yatırım yaptı ve 2001’e hazırladı. Aralarında Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur vardı. 87’lileri de 2010’a hazırladılar. Onların arasında da Ersan İlyasova, Semih Erden, Ömer Aşık var. Bu tür yatırımlar çok önemli. Bu iki jenerasyon da Basketbol Federasyonu’na bir Avrupa İkinciliği, bir de Dünya İkinciliği kazandırdı. Bu düzen devam ederse başarı sürekli olur. Ama şöyle bir endişem var. Basket oyuncuları çok genç yaşta çok iyi paralar kazanmaya başlıyor. Çoğu da paraya doyup daha fazlasını hedeflemiyor. Bu sene bizim için çok önemli. Yıllardır Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu bizi dünyaya tanıtıyor. Geçen sene Ersan İlyasova onların seviyesinde olmasa da çok iyi bir sene geçirdi. Bu sene Ömer Aşık ve Semih Erden NBA’de kendilerini gösterebilirse, bu NBA yetkililerinin Türkiye’ye bakış açısını da değiştirecek. Oyuncular da daha motive olacak, NBA daha inanılır bir hedef haline gelecek. Özetle bir oyuncu 100 milyon dolarlık bir potansiyeli varken 3 milyon kazanıp, tatmin oluyorsa, ben buna üzülüyorum. Çünkü bu o oyuncunun NBA hatta Euro Lig seviyesinde oyuncu olamadığını gösterir. Biz böyle çok oyuncu kaybettik.
Biliyoruz ki, sizin de genç basketçilerin yetişmesine katkınız var. “Baskent”den bahseder misiniz?
M.M.: Beş - altı yıl önce oğlum, Fenerbahçe’nin Küçükler takımında antreman yapıyordu. Bahçeşehir’den onu antremanlara götürmek çok zor oluyordu. Sonunda Bahçeşehir’deki bazı aileler birleşip “Başkent” diye bir kulüp kurduk. Üç sene önce Junior Lig Şampiyonu olduk. Uni Cup’da iki ikinciliğimiz bir üçüncülüğümüz var. Geçtiğimiz yıl Küçükler Türkiye 5. olduk. İki tane ‘96 doğumlu milli oyuncumuz var. Ozan Havuzlu adında çok iyi bir antrenörümüz var ve özveriyle çalışıyoruz. Biz Efes Pilsen’i yenip Junior Lig Şampiyonu olduğumuzda kimse böyle bir başarı beklemiyordu. Hürriyet Gazetesi “Mahallenin Çocukları” diye tam sayfa haber yaptı. O haberden sonra Anadolu’dan da bize çocuklar başvurdu. Şu anda Diyarbakır’dan, başka illerden gelen çocuklarımız var. Tüm masraflarını biz karşılıyoruz. Ama tabii salona ihtiyacımız var. İmkanlarımızın genişlemesi gerekiyor ki taleplere cevap verebilelim.
Sizin yolunuzdan yürümek isteyenlere ne önerirsiniz?
M.M.: Bu bir sevda işi. Mesela kardeşim Sinan geçenlerde hatırlattı: Biz ABD’de yaşarken babam spor yapalım diye garajın tepesine bir basketbol potası asmıştı. Tek pota maç yapıyorduk. Yaş 10 -11. Ben oynarken bir yandan da sürekli maçı anlatırdım. Ve bunlar hep Türkiye – Yunanistan maçı olurdu. Kıbrıs çıkartması yıllarıydı ne de olsa. Ve top bendeyken “Murat Murathanoğlu ve Türkiye hücumu”, top Sinan’a geçtiğinde ise “Sinanos Murathanopolos ve Yunanistan hücumu” dermişim. İçimde olan bir şeymiş demek ki.
|