LAZ DURSUN: ÖMÜR ARPACI
“Le ilehe illallah ya, garanti, bu konuda hassasum, noldi rengun soldi, furadabilirim furmayadabilirim ama garantisi yok…” Avrupa Yakası bittikten epey sonra bile bu replikler hafızamızda ve dilimizde yer etmeye devam ediyor. Avrupa Yakası dizisinin fenomenlerinden Laz Dursun’unu canlandıran Ömür Arpacı’yı yakından tanımaya ne dersiniz?
Avrupa Yakası ile nasıl buluştunuz?
Ömür ARPACI: Avrupa Yakası’na Oflu tiplemesi ile konuk olarak katıldım, çok sevildi. Ertesi hafta dizinin kadrosuna dahil oldum. İçinde olmayı çok istediğim bir işti ve 156’ncı bölümde kısmet oldu.
Tipik bir Karadenizli misiniz?
Ö.A.: Trabzonluyum ama horon tepemem, hamsi dahil hiçbir küçük balığı sevmem, yüzmeyi çok geç öğrendim.
Bu atipik özellikler, Karadenizli birini canlandırmadaki başarınızı etkilememiş!
Ö.A.: Oyunculuk gözlemek ve gördüğünü üzerine giymek demek. Trabzon Akçaabat doğumluyum. 17 sene Trabzon’da ikamet ettim. Sonuç olarak Karadenizliyi oynamak benim en iyi yaptığım iş. Ben de bir Karadenizliyim ve en yakından tanıdığım insanlar Karadenizliler.
Sizin var mıdır Lazlıklarınız?
Ö.A.: Bende Laz’lığı çalıştırmak gibi bir durum var. Bir anda devreye sokuyorum. Bazı arkadaşlarım öyle söylüyor. “Yine Laz’ı çalıştırdın” diyorlar. 12 den sonra değil her an çalıştırabiliyorum. O her zaman devrede, kontağı açıp marşa basınca çalışıyor Laz.
17 yıl Trabzon’da yaşadıktan sonra ne yaptınız?
Ö.A.: Konservatuar için İstanbul’a Müjdat Gezen’e geldim. Dört sene orada okudum ve öğrenimime ara verdim. Şimdi de Kültür Üniversitesi’nde Sinema Televizyon Bölümü’nde son sınıf öğrencisiyim.
‘Laf Ebeleri’ndeki doğaçlama formatı, zekânızı, hızınızı ve oyunculuğunuzu gözler önüne serdi. Bunu nasıl geliştirdiniz?
Ö.A.: Laf Ebeleri’nde kendim olarak çıkıyordum ve konservatuarda daha önce beraber çalıştığım insanlarla doğaçlama yapıyordum. Çok keyifliydi. Laf Ebeleri deşarj olduğum yerdi, keşke yine olsa. Bu hazır cevaplılık filan öyle geliştirdiğim bir şey değil. Kendiliğinden oluyor. Arkadaşlarlayız, ekip toplandı, haydi coşalım gibi bir durum. Rahat ettiğim insanlarla bir araya gelince her zaman oluyor.
Bu kadar ününüz arttıktan sonra Trabzon’a gittiniz mi hiç?
Ö.A.: Her sene gidiyorum. Babam sanayide oto camcı. Esnaf arkadaşlarının ellerinde büyüdük. Her gittiğimde uğrarım. Arkadaşlarımı görürüm. Oradaki tepkiler tabii daha değişik oluyor. Bildikleri Ömür’üm.
Siz babanızın yanında çalışmadınız mı hiç?
Ö.A.: Ben beş yaşında sanayiye adımımı attım. Küfür etmeyi öğrendiğim yer sanayi… Pek çok Karadenizli repliğinin çıktığı has yerdir. Babamın yanında her yaz çalıştım. Bir keresinde, Mercedes için gelen özel bir camı kırdım, babam da kafamı kıracaktı. Babam 7/24 çalışan bir insan. Ben de hep çalıştım, bir pazar günümüz yoktu. Ama şikayet etmemek gerek. Dizi oyuncularının hali de ortada.
Komik birisi miydiniz çocukken?
Ö.A.: Evet evet öyleydim. İlkokuldayken öğretmen beni sınıf sınıf gezdirirdi. Hani dersler boş olunca filan müzik seti getirirler ya, öğretmen beni götürürdü milleti eğlendireyim diye. Saçma sapan durumlar oluyordu, hatırlıyorum. Bütün sınıfları güldürüp çıkıyordum.
Takıntılarınız varmış diye duyduk…
Ö.A.: Herkesin olduğu kadar var. Çok titizim ve simetri takıntım var. Tezgahta tek bir bardak bile olmayacak. Terliğim yatağın önünde düzgün duracak, uyanınca tam yerinde olmalı ki hop diye giyebileyim. Evde her şeyim çok düzenlidir. Yatak toplanır bıçak gibi. Her işimi kendim yaparım. Eve ayakkabıyla almam. Düzenli yemek pişiririm.
Johnny Depp ile oynamak istediğinizi söylüyorsunuz her röportajınızda. Sizce gerçekleşebilir mi bu hayal?
Ö.A.: Ulaşması zor mu bilmiyorum ama seviyorum kendisini. En sonunda ulaşacağım ona, en sonunda. (Gülüşmeler) Şaka bir yana, çok beğendiğim birisi. Hayranıyız. Kendisinin adası varmış şahsına ait, benim de adağım var işte! Bir gün onunla oynarsam, adağımı yerine getireceğim.
Nedir adağınız?
Ö.A.: Adak söylenmez… (Gülüyor)
Peki konu değiştirelim o zaman. Neyi oynayamazsınız?
Ö.A.: Yok öyle bir şey! Oyuncuysan her şeyi oynarsın.
“Terminaller acayip yerler, alışveriş merkezi gibi biraz di mi? Yemesi içmesiyle, alışverişiyle… Tabi daha kosmopolit bir grup var! Dünyanın her köşesinden, çeşit çeşit insan… işadamı da, işçisi de, öğrencisi de orada… Vakit geçirmek çok kolay aslında. Hatta vakit nasıl geçmiş anlamazsınız. Bir yerlere uyarı levhası asmaları lazım: “Uçağı kaçırabilirsiniz, dikkat!”
Bağımsız bir filmde oynamak ister misiniz?
Ö.A.: Öyle bir teklif gelmesini çok isterim. Bazı bağımsız filmleri çok severim, 50 kere izlediğim filmler var. Abartmadan söylüyorum, Darren Aronofsky’ın ‘Requiem for a Dream’ filmini 300 kez izlemişimdir.
Seyahati sever misiniz?
Ö.A.: Severim ama titizliğim başıma bela oluyor zaman zaman. Seyahat ister yurtiçi ister yurtdışı olsun, bir oyuncu için zenginleşmek demek.
Ulaşımda havayolunu kullanıyor musunuz? Kullanıyorsanız özellikle yurtdışı seyahatlerinde terminaller size ne hissettiriyor?
Ö.A.: Aaaaa, ‘duty free’ anahtar kelime! Yurtdışı seyahatlerin olmazsa olmazı! Terminaller acayip yerler, alışveriş merkezi gibi biraz di mi? Yani size de öyle gelmiyor mu? Yemesi içmesiyle, alışverişiyle… Tabi daha kosmopolit bir grup var! Dünyanın her köşesinden, çeşit çeşit insan… işadamı da, işçisi de, öğrencisi de orada… Vakit geçirmek çok kolay aslında. Hatta vakit nasıl geçmiş anlamazsınız. Bir yerlere uyarı levhası asmaları lazım: “Uçağı kaçırabilirsiniz, dikkat!”
|