|
Sürdürülebilir kalkınma için: ÇEVRECİ YÖNETİM
|
Küresel olarak ısınıyoruz, kirleniyoruz, kaynakları tüketiyoruz. Kuruluşlar, kaynakların hızla tükendiği bu ortamda kendi sürekliliklerini sağlayabilmek için, artık ortaya sürdürülebilir kalkınma hedefleri koyarak, inovasyon ile çevreci yönetim anlayışını birleştirmeyi tercih ediyorlar.
|
Tüm dünya, zaman zaman bazı engellerle karşılaşsa da, çevreyi ve tükenmez sanılan kaynakları korumaktan başka çaresi olmadığını kabul etmeye başladı. Ancak alınacak önlemler söz konusu olduğunda, insanoğlu içinde bulunduğu oluşuma göre konuyla ilgili bir davranış modeli sergiliyor. Birey olarak ele alındığında herkes çevrenin korunması gerektiği konusunda hemfikir. Ama aynı soru devletlere yöneltildiğinde çok farklı yanıtlar alındığı gibi, kabulleri aksiyona çevirmek de hayli zor oluyor. İş dünyası, devletlerden ayrı olarak kendi önlemleriyle ve iş yapma biçimleriyle çevreyi koruma adına somut aksiyonlar almayı başarıyor ve sürdürülebilir kalkınma olmadan geleceğini planlayamayacağını bilerek hareket ediyor. Bu doğrultuda da inovasyon ile sürdürülebilir kalkınmayı birleştiren yeni yönetsel yaklaşımlar ortaya çıkıyor.
Şirketlerden çevreci yaklaşımlar
Şirketler, sürdürülebilir bir dünya için çaba gösterme konusunda aktif rol oynamaya başladı. Çünkü kaynakların tükenmesi ve dünyanın yaşanmaz hale gelmesi, geleneksel üretim biçimlerinde ısrar eden, çevreci üretim ve yönetim biçimleri üzerine kafa yormayan şirketlerin sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Bu konu, artık bir sosyal sorumluluk projesi gibi algılanmanın çok ötesine geçerek, şirketlerin geleceklerini planlayabilmeleri için zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.
Türkiye’deki kuruluşların bu konuda yürüttüğü projeler içinde ödüllü örnekler giderek artıyor. TAV Havalimanları da, karbondioksit salınımı konusunda ilk sıralarda bulunan havacılık sektörünün bu konuda almakta olduğu önlemleri, inovatif atılımları yakından takip ediyor ve çevresel yönetim anlayışı ile sürdürülebilir kalkınma projelerini peş peşe hayata geçiriyor (Projeler için Bkz.: İlerleyen sayfalarda sf 84-87 ve NewsPORT sayı 13, sf 54-57 Yaşam Döngüsü sayfaları). Bu çabanın bir sonucu olarak TAV Havalimanları, İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminali ile Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan, bilinçli çevre ve etkin enerji kullanımı projeleri nedeniyle “Jüri Özel Ödülü” aldı. Son olarak da Doha’daki Uluslararası Havacılık Zirvesi’nde “Yılın Çevreci Havalimanı” ödülüne layık görüldü.
Küresel örnekler oldukça çarpıcı
Gözler Türkiye dışına çevrildiğinde ilginç bir tablo ile karşılaşılıyor. Çünkü bir taraftan, dünyanın en fazla otomobil üreten firması Toyota çevreci yaklaşımları ve uygulamaları ile ödüller alırken, diğer taraftan, dünya genelinde insanların en fazla tercih ettiği cep telefonu markası Nokia, Greenpeace tarafından yılın en çevreci firması seçilebiliyor. Şirketlerin, özellikle de dünya çapında isim yapmış, markalaşmış şirketlerin çevrenin korunması üzerine oldukça olumlu fikirlere sahip olduğu, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da 7-18 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Dünya İklim Zirvesi’nde de çok net bir şekilde görüldü.
Pek çok farklı sektör temsilcisi, küresel tedarik zincirinin iki ile beş yıl arasındaki bir sürede ‘düşük karbon ekonomisi’ne geçeceği konusunda hemfikir. Bunun en güzel kanıtlarından biri, dünya devi iki şirketin, Coca-Cola ve Unilever’in CEO’larının yaptığı açıklamalar… Coca-Cola’nın CEO’su Muhtar Kent, dünyanın en büyük şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin katıldığı Birleşmiş Milletler zirvesinde, firmasının bu konu hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle özetledi: “Biz, sürdürülebilirlik anlayışının ve tedarik zincirinin, kapsamlı bir inovasyon yaklaşımı ile uyumlu hale geleceğine inanıyoruz. Yeni dünya anlayışında rekabet avantajının temelini tedarik zincirinin kökeni oluşturacak. Bu köken de çevreye duyarlı olacak.” Unilever’in CEO’su Paul Polman da, çevreye duyarlı bir üretim ve taşıma ağına sahip olmanın, hem şirketlerin devamlılığı hem de bu devamlılığı avantaja çevirme anlamında oldukça doğru bir perspektif olduğunu vurgulayarak, Kent’in görüşlerini destekledi.
Aynı zirvede yapılan, dünya genelinde oldukça büyük lojistik ve taşıma firmalarının üst düzey yöneticilerinin katıldığı kapsamlı bir araştırma sonucunda ise, ‘düşük karbon ekonomisi’nin nasıl uygulanacağının oldukça iyi bilindiği ve güçlü bir algı olduğu ortaya çıktı.
TAV Havalimanları, çevresel bir yönetim anlayışı ile sürdürülebilir kalkınma projelerini peş peşe hayata geçiriyor. İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminali, bilinçli çevre ve etkin enerji kullanımı projeleri nedeniyle, Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan “Jüri Özel Ödülü” ve Doha’daki Uluslararası Havacılık Zirvesi’nde “Yılın Çevreci Havalimanı” ödülünü aldı.
Havacılıkta yenilenebilir enerji şart
Hava yolundan kara yoluna, deniz yolundan demir yoluna her taşıma modelinin çevreye verdiği zarar tabii ki farklı seviyelerde. Avrupa Birliği gibi yapılanmalar, araçların karbondioksit emisyon miktarı ile ilgili bazı kısıtlamalara giderken; karbondioksit başta olmak üzere, seragazı etkisi yapan gazların salınımını azaltmak isteyen şirketler de tedarik zincirlerini daha dikkatli kuruyor.
Kara yolu ve demir yolu için belirli standartlar var ve hatta bunlar Kyoto Protokolü ile de belirlenmiş durumda. Ancak deniz yolu ve hava yolu taşımacılığı bu kapsama girmiyor. Tahminler, hava yolu şirketlerinin ürettiği kirliliğin, küresel ısınmanın yüzde 15’ini oluşturacağı yönünde.
Sir Richard Branson’ın ilginç yaklaşımı
Bu alanda en farklı görüş, medyatik kişiliği ile tanınan, Virgin Havayolları’nın sahibi Sir Richard Branson’dan geliyor. Branson, şirketinin gelecek 10 yıldaki tüm net kârını küresel ısınmaya karşı yapılacak projelere aktaracağını açıklayalı üç sene oluyor. İnsanoğlunun acilen fosil bazlı yakıtları terk etmesi gerektiğini savunan Branson, 2006 yılında kurduğu Virgin Fuels isimli şirket aracılığıyla, çevreci enerjilerin Ar-Ge’sine 400 milyon dolar bütçe ayırarak, bu düşüncesinde ne kadar samimi olduğunu da herkese gösterdi.
Virgin Fuels ilk etapta, mısırdan biyo-etanol üreten, California merkezli Cilion şirketine 60 milyon dolar yatırdı. Ortaklık taslağına göre, 2009 yılına kadar kurulması gereken yedi bio-etanol rafinerisinin altısı kuruldu. Virgin Havayolları’nın uzun süredir, uçaklarda rüzgâr enerjisinin kullanımı üzerine çalışmaları olduğu da biliniyor.
Hava yolu taşımacılığının ‘farklı’ sesi Sir Branson, son yıllardaki neredeyse tüm konuşmalarını şu cümlelerle bitiriyor: “Atalarımızdan devraldığımız masmavi ve muhteşem güzellikteki bu gezegeni çocuklarımıza verip vermemek bizim elimizde. Bugüne kadar sorumsuz davrandığımızı kabul etmemiz lazım. Bu işin kârlılık analizini yapacak durumda değiliz. Yenilenebilir enerjilere geçiş yapmak zorundayız.” Sir haklı!
|
Şirketlerin, çevrenin korunması üzerine oldukça olumlu fikirlere sahip olduğu, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da 7-18 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Dünya İklim Zirvesi’nde de çok net bir şekilde görüldü. Çünkü hepsi, sorunlu bir çevrenin, kendilerinin de sonunu hazırlayacağının farkında. Pek çok farklı sektör temsilcisi, küresel tedarik zincirinin iki ile beş yıl arasında bir sürede ‘düşük karbon ekonomisine’ geçeceği konusunda hemfikir.
|
|