Sürdürülebilirlik – sürdürülemezlik, kontrol – montrol, plan – mlan, siyaset miyaset, doğa – moğa
Şanslı bir çocukluk geçirdim. Suadiye de doğdum büyüdüm. O günlerde adeta bir sayfiye yeriydi. Denize girmeye, Suadiye Oteli ve hemen karşısındaki Reşat Kulüp’e giderdik.
Denizden dönerken faytona binerdik. Sanki tatil beldesindeymiş gibi, tokyolarımız, belimizde simit, kafada kasket ve mayolarla eve dönerdik. Banliyö trenlerinin kapı üstelerindeki iç kısımda durak isimleri yazardı ve hepsinin yanında bir şemsiye işareti bulunurdu. Plaj demekti bu. Suadiye şemsiye, Bostancı şemsiye, İdealtepe şemsiye, Süreyyaplajı adı üstünde. Böylece taa İzmit’e kadar şemsiyeli yolculuğumuz sürerdi.
Yazları iki ayımı Florya’da geçirirdim. Atatürk’ün deniz köşkü civarları. Suyunu içmek gelirdi içimden, ‘Bugün yine deniz çarşaf gibi’ derdik. Dipteki kumlar peteği andırırdı. Sarıyer’de, Çengelköy’de de yüzdüm, biraz ürkütücü gelirdi ama pırıl pırıldı oralar da. En son Sedef adasında girdim denize, 1985 yılı idi. Artık riski çok sevenler, İstanbul’da kısıtlı bölgelerden girebiliyor denize.
Atletizmde 1980’li yıllarda İngiliz orta mesafe koşucusu Sebastian Coe, bizim de Sermet Timurlenk’imiz vardı. İkisi de 1956 doğumlu. Sermet Timurlenk ilk önemli başarısını 1975 yılında henüz 15 yaşındayken Helsinki oyunları birincisi olarak elde ederken, Sebastian Coe’nun henüz esamesi okunmuyordu. 1973 senesinde 800 metrede yaptığı derece olan 1:52:60 en iyi derecesi olup bugün Türkiye’de halen geçilemedi.
O yıllarda ismi cismi olmayan Coe ise 1979’a gelindiğinde 41 günde üç Dünya rekoru kırdı. 800 metredeki derecesi ise 1:42:33 olarak tarihe geçti. Dört sene içinde Coe, Sermet’i böylesi bir farkla geçebilmiş ve tarihe adını yazdırmıştı. Başka bir deyişle bırakın Sermet Timurlenk’i, o yıldan bu yana Türkiye’de bu derecelere yaklaşan bile olmadı.
Türkiye’nin kuşkusuz en büyük siyasetçilerinden biri (merhum), “15 sene sonra 70 milyon olalım o zaman görün” demişti yurt dışındaki düşmanlarımıza gözdağı verirken. Ama kaynakların bu nüfusa yetmeyeceğini hesaba katmamıştı. Bize Türkiye’nin bir tarım ve hayvancılık ülkesi olduğu öğretilirdi ilkokuldayken. Bugün canlı hayvan ithal ediyoruz.
Bir zamanlar çalıştığım bir şirket için TMO (Toprak Mahsülleri Ofisi)’dan yerli mahsül buğday fiyatı öğrenmeye gitmiştim. Yetkili güldü ve şöyle dedi “Elimizde ithal buğday var sadece!”
Londra metrosu dünyanın bilinen en eski metrosudur. 1863 yılında açılmıştır. İstanbul Beyoğlu’nda bulunan tünel ise 875 mt uzunluğunda olup tarihte bilinen en eski ikinci metro sistemidir. Londra’da nerdeyse istediğiniz her yerin kapısının önüne kadar gidebileceğiniz metro ağı vardır. Türkiye Dünya’da en eski ikinci metro’ya sahip olmasına rağmen, bunca yıl boyunca bu başarıyı sürdürememiş, bu uzak görüşlülüğü gösterememiştir. Metro çalışmaları ancak 20. yy sonu ve 21. yy başına kalmıştır. Yani nerdeyse iki asır geri!
Yüzyıl ve üstü yaşa sahip Türk kurum ve kuruluşlarının sayısı benim dar bilgimle sanırım 5-10 tane arasıdır. Bunların üç tanesi de üç büyük futbol kulübümüz. İngiltere Premier Ligi’nde mücadele eden 20 takım’dan sadece Wigan 78 yıllık; geri kalanı 105 ile 147 yıllık takımlardır. İlginç gelebilir diye yazayım, Tuncay Şanlı’nın oynadığı Stoke City 147 senelik tarihi ile İngiliz Premier Ligi’nin en eski takımıdır.
Bütün bu yazılanlardan ne anlam çıkaracağınızı bilmiyorum. Ben bir ipucu vererek yazımı bitirmek istiyorum. Stefan Zweig’ın “Yıldızın Parladığı Anlar” isimli kitabında bahsettiği gibi bazen yıldızlar parlama fırsatı bulamadan söner, bazıları parlar ve yüzyıllar boyu ışık saçar. Bazıları ise bir parlar bir söner.
TAV, yıldızı parlamış ve ışıldayan bir şirkettir. Yüzyıllarca ışıldamasını sağlamak için yukardaki örneklerden bir anlam çıkartmak gerekli diye düşünüyorum. TAV bu günlerde yıldızının uzun yıllar parlamasını sağlamak için uğraş veriyor.
Ticari başarısını sürdürebilmesi için gerekli olan uzun vadeli düşünme, stratejik planlama yapma, gerekli kontrol ortamını oluşturma ve faaliyetlerini kişilere bağımlı olmaktan çıkarıp sistematize etme çabalarının yanı sıra, var olmasının ancak içinde bulunduğu toplumla, tabiatla, havasıyla, suyuyla beraber mümkün olabileceğini biliyor. Bu yolda çalışanlarının bilincini artırmayı hedefliyor, topluma ve çevreye yönelik projeler geliştiriyor.