ağustos - eylül 2009
Hayat Rotası
Sayı : 12
English
French
Georgian

http://www.tavnewsport.com
İçindekiler
Anasayfa
CEO'dan
Gündem »
Gezi Notları »
Kapak Konusu
Risk&Kontrol
İş Rotası
Havacılık Trendleri
Yönetim
TAV Dünyası »
Sağlık
Cin Fikirler
Yaşam Döngüsü
Sosyal Bilgiler »
Güçlü Halka
Hayat Rotası
Ellerin Mücizesi
Ajanda »
Aktif Hayat »
Platform
Summary
Port Anket

Röportaj: EBRU UZPEDER / ÖZLEM ÖZKAN
Fotoğraflar: SİNAN KESGİN

İlker Aksum


Her rolün sihirbazı


İlker Aksum'u, son yılların pek beğenilen televizyon dizileri ve sinema filmlerindeki muhteşem performansı ile tanıyoruz. Birbirine hiç benzemeyen karakterlere aynı samimiyetle ve bir sihirbaz maharetiyle can veriyor, ruh katıyor. Ona başarılı oyunculuğunun arkasında nasıl bir deneyim biriktirdiğini ve oyunculuk anlayışını sorduk, o da bize hayat rotasını anlattı.

30 Kasım 1971'de İstanbul'da doğan İlker Aksum'un babası Bülent Aksum askeri pilot. Çocukluk hayallerini uçmak süslemiş. Bir lojman çocuğu olarak şehir şehir gezmiş. Yaşadığı şehirlerden izler taşıyor. İnsanları, insanların davranış biçimlerini küçüklükten bu yana kaydetmekte olduğunu, rol yaparken keşfetmiş. Nurten Hanım, çok sevecen ve sevilen bir anne, baba Aksum ise tam bir çocukluk kahramanı. Ne isterse olabileceğini hep biliyormuş. Yeteneğini babasından aldığına inanıyor. Babası için; "Pilot olmasaydı, oyuncu olabilirdi" diyor. Aynı şekilde kendisi için de "Ben de oyuncu olmasaydım, pilot olurdum" diye ekliyor. Hayatının bir döneminde pilot olmak için bir atılımda da bulunmuş zaten. Ancak, kimyadan kaldığı için sınava girememiş.
"Bir efsanenin gençliğini yakaladıkları için kendilerini şanslı hisseden" televizyon ve sinema izleyicisi onu seyretmeye doyamıyor. İnternetteki paylaşım sitelerinde, sözlüklerde, bloglarda adına methiyeler düzülüyor.
Genç kuşak onu ilk olarak bir çocuk dizisi olan Çarli'deki Afakan rolüyle keşfetti, fakat esas parlaması Yabancı Damat'taki iç güveyisi Ruşen rolüyle oldu; üçüz kızların temiz kalpli babası iken, "Küçük Kıyamet" filmindeki "Azrail" karakteriyle her türlü hayale can katabileceğini gösterdi."Karayılan" dizisindeki işgalci kuvvetlerin başı Yüzbaşı Laroş rolünde bir Marsilyalı kadar Fransızdı! İnsan onu "Canım Ailem"deki Halim rolünde izlerken sık sık kendi kendine "film bu, film" deme ihtiyacı duyuyor, yoksa bu adamın gerçek bir aşk acısı yaşadığına inanmak işten değil. O kadar ki, röportajlarında böyle bir aşk acısı yaşamadığını, aslında çok mutlu olduğunu açıklamak gereğini duyuyor. İlker Aksum, işin sırrının mesleğini çok sevmekte ve canlandırdığı bütün karakterlere aynı oranda inanmakta yattığını söylüyor. Oyuncunun da bir savaş pilotunun disiplinine sahip olması gerektiğine inanıyor.

"Canım Ailem"in seyretmediğim geçen bölümünü internette ararken, fonda "Yar Demedin" türküsünün çaldığı şu duygusal yüzük atma sahnesini izlerken neredeyse ağlayacaktım. Bu kadar inandırıcı olmanın formülü nedir? Kaç doz teknik, kaç doz yaradılış?

İLKER AKSUM:  Bunu bütün dünya tartışıyor. Birinci şart, evet, yetenek denen bir şey var; bu galiba doğuştan geliyor. Sporcularda, müzisyenlerde olduğu gibi... Ama, her zaman olduğu gibi, yetenek oyunculukta da tek başına hiç bir şey ifade etmiyor. Ses, nefes, beden dili gibi teknik meseleler üzerine de çok çalışmak gerekiyor. Ama her şeyden önemlisi, mesleğini çok sevmek. Ben orada, gerçekten tüm kalbimle inanıyorum Seyhan'a aşık olduğuma... Çünkü mesleğime aşığım.

O an aşık olduğunuza inanmak... Şizofrenik bir durum değil mi bu bir yandan da?

İLKER AKSUM:  Tabii ki öyle... Ama bunu hastalık olmaktan çıkarmanın yolu, sahne bittince Halim olmayı da bitirebilmektir. Eğer o sahnenin dışında Halim gibi dolaşıyorsam, bu hastalıklı bir durum, teknik değil... Bazı röportajlarda okuyorum, rolden çok etkilenip özel hayatına yansıtma durumunu. Ben onlardan değilim. Onlar için zor bir durum yani...

Karakterin tutarlılığını nasıl sağlıyorsunuz peki?

İLKER AKSUM:  Karakterin tutarlılığını ve gidişatını korumak, senaristin yeteneğine çok bağlı. Senaryo, akıl işi... İyi senarist hayatı çok iyi çözüyor, empatisi çok yüksek oluyor, çok okuyor, çok zeki oluyor. Ben ne yaparsam yapayım senarist o tutarlılığı sağlamazsa benim oyunum bir işe yaramaz. . Oyuncu da bu süreçte kendi işini yapıyor tabi. Yani birinci bölümde hangi tavır, jest ve mimik içindeysen 30. bölümde de o tavrı korumak önemlidir. Senaryo zaafiyetlerini dışarıda tutarak söylüyorum; oyuncu aynı adamı bir öyle bir böyle oynuyorsa zaten oyuncudur diyemeyiz.


“Dış Hatlar’da, dünyalı olduğumu hissediyorum”

İlker Aksum, iyi bir uçuş yolcusu! Gezmeyi, yeni coğrafyalar görmeyi, farklı kültürlere yaklaşabilmeyi heyecan verici buluyor. "Dünyanın neresine giderseniz gidin coğrafyanın şekillendirdiği insanlar görüyorsunuz. Kültürlerin özellikle kentlerde tek tipleşmesini ben de sorguluyorum. Ancak, yeni bir dünyalı olma tarifi de gelişiyor bir yandan. Kültürlerin biraradalığını dış hatlar terminallerinde siz de hissetmiyor musunuz? Çok geleneksel giysilerde insanlar da, güncel batılı tarzı giyinmiş olanlar da oradan oraya hep birlikte uçuyorlar. Sanki Star Wars filmi için tasarlanmış bir uçuş istasyonundaymışım gibi hayal ediyorum bazen. Bir de "profesyoneller" diye ayrı bir grup var. Onların dünyanın neresinden olduğu önemli değil. Hepsi formal ya da iş dünyasının tariflediği "casual" giysileri içinde, ellerinde laptop'larıyla, "dış hatlar terminalleri" ülkesinin, "seyahat eden profesyonelleri" olarak yaşıyorlar.
Dış hatlar terminalleri, dünyanın her tarafında birbirinden bağımsız adalar gibi görünüyorlar ama aslında hepsi sanki görünmez bağlarla birbirine bağlı. Terminallerin ruhu da bu değil mi? Kim ne kadar farklı olsa da, dünyalı olduğunu, insanlığın küçük bir bireyi olduğunu hissedebiliyor buralarda. Ben de dış hatlarda 'dünyalı' olduğumu hissediyorum...."
Kuru fasülyeci Halim'in ağzına geçiyoruz bu noktada: "Hadi kalk diyom ey Dünyalı! Bunlar da Dünyalı olacak da görecez biz! Hadi yavrım, çaabuuuk, çaabuuuuk! Bir an evvel uçak da, bulak bir gezegen, kurak bir koloni..."
"Çalışırsam, rap de yaparım, vals de, bale de... Kimse de 'Senin bale eğitimin var mıydı?' diyemez. Yoksa ben niye aktörüm? Herkesten ne farkım var? Oyuncu her şeyi taklit edebilmeli. Ben Fransızca öğrenir, Fransız bir komutan olurum, beni de çok saygı duyduğum dil ustası Serra Yılmaz arar, 'Sen Marsilyalı mısın, Marsilya'dan mı geldin?' der, bu kadar!"


Kendini göstermenin çok kolay olmadığı bir sektör bu. Nasıl parladınız?

İLKER AKSUM: 10-15 yıldır bir sürü insan sadece fiziksel özellikleriyle çok ciddi yerlere geldi. Yapımcılar, eli ayağı düzgün çocuk ya da kız bulalım, rol yapamasa da dublajda idare edilir diye düşünmeye eğilimliler. Televizyonda ne yapsak seyrediliyor psikolojisi hakim. Her gün beş tane dizi var, bu çok büyük bir rakam... Bu durum oyuncularda, yapımcılarda, senaristlerde bir tembelliğe yol açtı. . Son zamanlarda bu denge biraz değişmeye başladı neyse ki. Ancak oyunculukta sadece fiziğinize güvenemezsiniz. Rotasını önceden çizmeyen pilot yolunu kaybeder. Neticede ben orta bir tipim, ne çok yakışıklı ne çok çirkin, ne çok komik, ne çok dramatik. Benim kulvarımdaki oyuncuların konsantrasyonu ve askeri disiplini mutlak olmalı, yoksa var olma şansımız yok. Yerler bizi. Çok sıradan şeyler yapmak zorunda kalırız. Oysa ki ben iddialı bir oyuncuyum. Yaptığım işte başarılı olmak zorundayım. Bu asker olan babamdan kaptığım bir özellik. Pilot, disiplinli olmazsa, ölür. Oyuncu da...

İyi senaryo, iyi yönetmen ve iyi bir cast noktasında, tercih şansları çok geniş sayılmaz oyuncuların. Siz şanslı mısınız bu konularda?

İLKER AKSUM: Faturalarını ödeme zorlukları içinde ya da çok genç, konservatuardan yeni mezun ya da alaylı arkadaşlar için seçim şansı yok, önüne ne gelirse yapmak zorundasın. Ama bir seviyeye gelip bir hayat standartını tutturduktan sonra doğru seçimler yapmak, senin en önemli görevin oluyor. Pilotların, soğukkanlı değerlendirme yapma becerisine sahip olması, hızlı ve doğru karar vermek zorunda olmaları gibi.

Yarattığınız karakterlerde babanızın görevi nedeniyle yaşadığınız kentlerdeki deneyimleriniz etkili olmuş olabilir mi?

İLKER AKSUM: Babamın işi nedeniyle gittiğimiz, Erzurum, Erzincan, askerliğimi yaptığım Kars Sarıkamış, sonra çalıştığım Antalya'nın izleri mutlaka var üzerimde. Davranış biçimlerini kaydediyor beynim. Bunu sonra oynarken anlıyorum. Beynimin bir yerinden çıkıyorlar. Ancak, bu da tamamen kulakla, teknikle ilgili. Adana'yı, Antep'i hiç bilmiyordum mesela. Üç günlüğüne Adana'ya gittim. Nasıl konuşulduğunu kameraya çektim, sonra da çalıştım. Biraz "araştırmacı oyuncu" olmak gerek. Çalışacaksın, hikâyeye konu olan yerde ne var, hangi şiveyle konuşuyorlar, coğrafya nasıl etkilemiş insanları... Ama işin aslı, çok inanmak... "3, 2, 1" dendiğinde bütün kalbimle "o" olmaya çalışıyorum.



Çekimler dışında, gündelik hayatınızda canlandırdığınız karakterlerle ne kadar meşgul oluyorsunuz?

İLKER AKSUM: Çekimlere bir ay kala canlandıracağım karakter gibi yürümeye, konuşmaya çalışırım ama set dışındaki gündelik hayatımda o karakter gibi davranmam. En zorlandığım, kafayı sıyırmak üzere olduğum rol, Fransız Yüzbaşı Laroş'tur; çünkü onda biraz inat ettim. Bugüne kadar Türkiye'de yabancı uyruklu oyunculuklarda konuşmalar bellidir, Fransız olsun İngiliz olsun hep aynı şekilde konuşurlar. Ben neredeyse Fransızca öğrendim, bu rol için.

Hangi karakteri oynamayı hayal edersiniz? Yani "keşke bu rolü ben oynayabilseydim" dediğiniz bir film ya da birlikte çalışmayı istediğiniz bir yönetmen var mı?

İLKER AKSUM: Çok şükür hepsinde oynuyorum, bakın son altı yıla! Ama tabii "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni"nde oynamak isterdim, Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde oynamak isterdim, Taylan Biraderlerle de bir daha film çevirmek isterdim. Çağan Irmak, Yavuz Turgul filmlerini de çok seviyorum. Onlarla çalışmak eminim muhteşem olurdu. Ama sanırım, hiçbir şey beni "Hababam Sınıfı"nda oynamak kadar mutlu edemezdi.

Son zamanlarda takip ettiğiniz yönetmenler, beğendiğiniz filmler, tutkunu olduğunuz Amerikan serileri var mı?

İLKER AKSUM: Özcan Alper muhtaşem bir senarist ve yönetmen olarak,"Sonbahar" filminde beni mest etti. Şimdi Sonbahar'dan geçmek tuhaf olacak ama Hollywood sinemasında tutkunu olduğum seriler vardır. En son X-Men'e gittim, o seriyi çok seviyorum. Hayatımda ilk gittiğim film ise "Star Wars"dur. Yaş sekiz, Sene '79, Ankara Akün Sineması.
Amerikan dizileri arasında ise "Sex and the City"yi çok beğniyorum, senaryosu olağanüstü, çok zekice diyaloglar var... Ama işte 25 dakika... Şimdi bunu çıkartın bakalım 90 dakikaya böyle seyredilir mi?

Dans konusunda Türk erkek oyuncuların sicili fenadır. Bazı dizilerde o sahnelere bakamazsınız, baksanız oyuncuya acırsınız. Bir müzikal söz konusu olsa, dans edebilir misiniz?

İLKER AKSUM: Evet, hangi dansı istiyorsanız onu yapabilirim. Sadece bana bir ay vermelisiniz. Tekrar ediyorum: Aslolan çalışmaktır; bir ay sonra tangocu olurum ben. Aktör denen yaratık bedenini kullanabilmeli. Fiziksel olarak çok güdük bile görünse... Yeter ki "ruh güdüklüğü" olmasın! Gerard Depardieu'nun bir ay sonra bir tangocu olacağını biliyorum. Ben de olurum. Çalışırsam, rap de yaparım, vals de, bale de... Kimse de "Senin bale eğitimin var mıydı?" diyemez. Yoksa ben niye aktörüm? Herkesten ne farkım var? Oyuncu her şeyi taklit edebilmeli. Ben Fransızca öğrenir, Fransız bir komutan olurum, beni de çok saygı duyduğum dil ustası Serra Yılmaz arar, "Sen Marsilyalı mısın, Marsilya'dan mı geldin?" der, bu kadar!

Türkiye Engelliler Spor Yardım Vakfı'nın kısa film projesinde yer aldınız. Başka projelerde de yer almayı ister misiniz?

İLKER AKSUM: Kısa filmleri, "Canım Ailem"i çektiğimiz yerde, Emirgan'da çekiyorlardı. Oradan geçiyordum ki çağırdılar, "otur" dediler. Bir anda kendimi projenin içinde buldum. Zevkliydi. Sonra açılışına gittik, ağladık. İnandığım, aklımın yattığı böyle projelerde yer alırım tabii.


Yeni film projesi "Bizim Büyük Çaresizliğimiz"den bahseder misiniz? Barış Bıçakçı'nın romanından uyarlama bildiğimiz kadarıyla... Çekimleri ne zaman başlayacak?

İLKER AKSUM: Seyfi (Teoman) ile böyle bir projemiz var, Eylül-Ekim ayları için konuşuluyor. Benim dizi programını da uydurabilirsek Seyfi ile çalışmak istiyorum. Seyfi Teoman çok konuşulacak, iyi bir yönetmen bence ve iyi bir senarist... İki erkek ve bir kız üzerine hoş bir senaryo. Bir de çok ters köşe bir rol, insanları şaşırtabilirim.

Gelecekle ilgili hedefleriniz var mıdır?

İLKER AKSUM: Eşimle beraber hayvanları çok seviyoruz. Bir çiftliğimiz olsa, ineklerimiz, atlarımız, eşeklerimiz, köpeklerimiz olsa gibi hayallerimiz var. İstanbul'un stres ve gerginliği ile geçen hayatımızda, hepimizin olduğu gibi bizim de böyle hayallerimiz var. Ama kentli hayallerimiz de mevcut. Belki ekol yaratabilecek bir tiyatro sahnesi açmak isterim, Kenterler, Dormenler gibi... Üstyapı kurumu dediğimiz kurumsal bir tiyatrom olsun isterim. Ama bunun için de her şeyi bırakmak ve apayrı bir konsantrasyon içine girmek gerek. Belki bir gün...
  ETIKETLER:
ilker-aksum    ilker-aksum    televizyon    dizi    rol    canim-ailem    dis-hatlar    cekimler