Kasım - Aralık 2010
Gezi Notları
Sayı : 18
English
French
Georgian

http://www.tavnewsport.com
İçindekiler
Anasayfa
CEO'dan
Gezi Notları
Kapak Konusu
Risk&Kontrol
İş Rotası
Havacılık Trendleri
Yönetim
TAV Dünyası »
Sağlık
Cin Fikirler
Hayat Rotası
Ellerin Mucizesi
Sürdürülebilir Kalkınma
İçimizden Biri
Teknoloji
Ajanda »
Aktif Hayat »
Summary
Port Anket

DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL’DA BİR HAFTASONU



2010 yılı Avrupa Kültür Başkentini, “İstanbul’da Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” kitabının yazarı Akdogan Özkan’ın rehberliğinde gezmeye ve çok özel, yoğunlaştırılmış bir İstanbul turu yapmaya ne dersiniz?

NEREDE KALINIR?
İşte size tarihi yarımadanın merkezinde konaklamak için farklı bütçelere hitap eden üç mekân:
Bahaus Guesthouse (0212) 638 65 34 - 638 91 67
Hostels.com tarafından 2005’te ve 2006’da gezginler arasında düzenlenen dünya çapındaki anketler sonucunda “dünyanın bir numaralı hosteli” seçildi. Washington Post 2006’da dünyanin en iyi 12 hosteli arasinda gösterdi. Ayasofya, Topkapi Sarayi ve Sultahmet Camii’ne birkaç dakikalik yürüme mesafesinde. 68 yatakli. Ünüyle bir o kadar milletten insani agirliyor. Panoramik manzarali çatisinda mehtapli gecelerde mangal keyfi bir baska. 24 saat sicak sulu, saç kurutma makineli, bedava internet hizmeti olan, dvd ve cd kütüphaneli bir mekân. Fiyatlar geceligi, kahvalti dâhil 15-25 dolar arasinda.

Alp Hotel (0212) 517 70 67 - 638 91 67
Eskiden sırt çantalı turistlere hitap eden bir yerken, renovasyonla butik kategoriye sınıf atladı. Yine de sade, mütevazi bir yapıda. Üst kat odalarının manzarası harika. Lonely Planet yazarlarından Verity Campbell, favorisinin 403 numaralı oda olduğunu söylüyor. Fiyatlar 50-130 dolar arasında.

Kybele Hotel (0212) 511 77 66 - 511 77 67
Şehrin en sevimli ve samimi butik otellerinden. Kapıdan girerken Alaattin’in sihirli lambalarını sakladığı sığınak zannedebilirsiniz. Her yan lambalar ve bronz samdanlarla çevrili. Editörlüğünü Mutlu Tönbekici’nin yaptığı Küçük Oteller Kitabı, onun için “Kırk Haramiler’in Hazinesi” diyor. Antika eşyalarla bezenmiş lobisi ve odalarıyla zevk sahibi olduğunu hissettiriyor. Fiyatlar 125-220 dolar arasında.


Yüzlerce yıl boyunca, binlerce, on binlerce kilometre uzaktan, milyonlarca gezgini ağırlamıs İstanbul, İstanbul’da yaşayanlar için hep ertelenir nedense. Nasilsa her an elimizin altındadır, “bir gün” gezilir, görülür elbet! Ancak, birçoğumuz için o “bir gün” bir türlü gelmez. Bir şekilde hep “mesgul”üzdür. Kenti uzaklardan görmeye gelenler içinse gezmekle bitmeyecek bir vahadır İstanbul. Batı ile doğunun, farklı kültürlerin, farklı dinlerin buluşma noktasıdır. Yerli ya da yabancı herkesin geçmişiyle, kimliğiyle bir kesişim noktası bulunur İstanbul’da.
Artık herkesin, 2010 Dünya Kültür Başkenti İstanbul’u yakından, içerden tanımasının zamanıdır.
Eğer turist iseniz İstanbul’da, kendinizi gezmeye adayacak ve kısa zamanda ‘ben bu kentte yaşayabilirim’ duygusunu hissedeceksiniz. Ancak, yerlilerindenseniz kentin, artık sizin de gerçek bir turist kimliğine bürünmenizin vakti gelmiştir! Yani, yaşadığınız kentte bir hafta sonu turist olmanın vaktidir! Öyle, -mis gibi falan yapmadan bir otele yerleşip gerçek bir turist gibi davranmanın tadını çıkarmanın… Gün boyu yürümenin, otobüsle tramvayla aktarmalar yaparak, kaybolduğunuz yerlerde haritalara bakmanın...
İstanbul’da, her kesime, her bütçeye uygun, alanında dünyanın en iyileri arasında yer alan turistik konaklama mekânları bulunuyor. Gezgin, iş adamı ya da İstanbullu olmanız fark etmez; İstanbul’da turist olmaya karar verdiyseniz eğer, bir cuma aksamı, soluğu şehrin en “zengin” yerinde, yani tarihi yarımadada alabilir, bir otelde konaklayıp pazar aksamına kadar şehrin tadını çıkarabilirsiniz. “Ocağın altını kapatmış mıydım acaba” ya da “bir sonraki conference call’um ne zamandı” gibi şüphelerinizi giderdikten sonra, aracınızı olduğu yerde bırakıp, otobüs, vapur veya tramvayla, sırtınıza çantanızı atıp, şehrin merkezine turist olmaya gidebilirsiniz!
Gündüzleri elinizde bir rehber kitap, ayağınıda rahat spor ayakkabılar veya sandalet, minik sırt çantanızda günlük ihtiyaçlarınız, mevsimine göre kafanızda bir şapka ile yola koyulup şehri tanımaya, kültürel değerlerini görmeye ve hikâyesini öğrenmeye baslayabilirsiniz. Lobide oturup şehirdeki arkadaslarınıza kartpostal atabilir, internet kafeden sevdiklerinize “burasi şahane bir yer, keske sen de burada olsaydın” e-postaları yollayabilirsiniz.
İşte, “35 avrodan başlayan fiyatlarla hafta sonu İstanbul” programınız. Gezin ve lütfen bu kentin barındırdığı kıymetler için şükredin!

CUMA AKŞAMI: TARİHİ YARIMADA’DA ZAMANDA YOLCULUK
* Harem-i Hümâyûn: Harem-i Hümâyûn içinde yan yana üç odayı gezerek Osmanlı’nın üç yüzyılından (16’nci, 17’nci ve 18’inci yüzyıllar), farklı kültürel iz ve üslupları yan yana görebilirsiniz.
1491-1500 yılları arasında Avrupa’nın kaderini şekillendiren dört büyük hükümdar dünyaya geldi: I. Francoise (Fransa), VIII. Henry (Britanya), V. Charles (İspanya) ve Kanuni Sultan Süleyman (Osmanlı).
Kanuni döneminde Osmanlı’nın sınırları Cezayir’den Azerbaycan’a, Budapeşte’den Aden’e kadar genisledi. Aynı devirlerde Leonardo ve Michelangelo ile Raphael ve Palladio sayesinde Avrupa mimarisinde Rönesans rüzgârlari esiyordu. Ancak Rönesans döneminin bu önemli mimari ustalarının hiçbiri Kanuni’nin mimarbası olan Sinan’ın (1491-1588) yarısı kadar bile esere imza atamadı. Ancak böyle bir dehanın Batılı sanat tarihçilerince henüz tam anlamıyla keşfedildiğini söylemek zor. O yüzden geziye Mimar Sinan’ın şehirdeki güzel yapılarını keşfederek başlamak güzel bir seçim olacaktır.
Cuma akşamı 18:00’de işten ya da iş toplantınızdan çıktıktan sonra yola koyularak, Mimar Sinan’ın en büyük eserlerinden Süleymaniye Külliyesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Daha ayrıntılı bilgi için “Haftasonu İstanbul Programı” kutusuna bakınız.

CUMARTESİ EDİRNEKAPI-BALAT PROGRAMI
Bugün İstanbul’un tarihi güzelliklerini görme arzusundaki yerli ve yabancı turistler tarihi yarımada dediğimiz Sultanahmet merkezli bölgeyi gezip, üstüne bir de Bogaz gezisi yaptılar mı, kendilerini emellerine ulaşmış sayarlar. Olur da bu iki eksenin dışına çıkma ihtiyacı duyarlarsa, Kariye Müzesi’ni gezmekle yetinirler. Oysa kara surlarının Edirnekapısı’ndan başlayarak Mihrimah Sultan Camii ile Kariye Müzesi’ne, oradan Ayvansaray’a ve Haliç kıyısındaki Balat’a uzanan yol, gerek “inanç turizmi” gerek “tarihi kültürel miras” açısından dünyada eşi benzeri bulunmayan enfes bir güzergâhtır. İşte bu nedenle cumartesi günü, kara surlarına paralel olarak uzanan bu güzergâhı temel alan bir gezi gerçekleştirmek muhteşem olacaktır.
Roma, Bizans ve Osmanlı’ya ait eşsiz tarihi değerlerin bulunduğu bu güzergâhın değeri, çok yakın zamanda keşfedilmeye başlamıştır.
Güzergâh üzerindeki tarihi mekânlar arasında en fazla heyecan verenlerden biri Eğrikapı’dan Ayvansaray’a kadar uzanan ve Blakhernai Sarayı olarak adlandırılan yapılar topluluğundan geriye kalmiş olan “Tekfur Sarayı”dır.
Malum, Bizans imparatorları 12. yüzyıla doğru Sultanahmet’teki Büyük Saray bölgesini terk etmiş, şehrin kuzeybatısında ve dışında olduğu için (şehirdışı, kır anlamina gelen) “Khora” adını verdikleri bölgeye yakın bir yerde inşa ettirdikleri başka bir saray kompleksinde (Tekfur Sarayı) yaşamayı seçmişlerdi. Blakhernai adıyla anılan ve 4. yüzyılda yapılmış kara surlarına bitişik olan bu bölgenin ilahi bir güçle” korunduğu düşünülüyordu. Bölge Haliç kıyısında bir imparatorluk iskelesine sahipti. O saraydan günümüze ulaşan tek yapi 16. yüzyılda kısmen yıkılmış olmasına rağmen bugün büyük ölçüde ayaktadır. 1864 yılında civardaki Yahudi evlerinde çıkan bir yangında epey zarar gören saray yapısı, 1955’te olduğu gibi bugün de restorasyonda.
Bölgede, günümüze sadece ayazmaları ulaşan iki de çok önemli kilise vardı. Bizans döneminde büyük önemi olan bu kiliselerden biri (Panaya Blakhernai) ilk haliyle, Imparator I. Iustinianus döneminde (527-65) inşa edilmisti. Meryem Ana’nın elbisesinin yanı sıra Hiristiyanlik tarihi açısından önem taşıyan başka bazı kutsal emanetleri de barındırdığından, şehirde Meryem Ana adına inşa edilmiş en kutsal kilise kabul edilirdi. Şehri, çesitli kuşatma ve saldırılara karşı ilahi bir güçle koruduğu düşünülürdü.

SULTANAHMET’TE PAZAR KEYFİ
Pazar günü aslında haftasonu programının en keyifli günü! Ancak sabah 8:30’da yola koyulacağınız programın başında Yeni Saray’da (Topkapı Sarayı) bir mini tur yapmanızı öneriyoruz. 1924’te müze haline getirilen Topkapı Sarayı’nın son derece zarif ama Batı’daki türdeşleri yanında hayli mütevazi olan yapılarını, içinde sergilenenlerle birlikte hakkıyla görmek bir, hatta birkaç gün sürebilir. Ama sadece yarım saati olanlar bile Harem-i Hümâyûn içinde yan yana üç odayı gezerek Osmanlı’nın üç yüzyılından, farklı kültürel iz ve üslupları yan yana görebilir, Osmanlı’nın üç yüzyılını birbiriyle kiyaslayabilecekleri bir “komprime” Topkapı Turu yapabilirler. Harem Dairesi içindeki Hünkâr sofası 16’ncı, I. Ahmet’in has odası 17’nci, III. Ahmet’in yemek odası ise 18’inci yüzyıldan izler sunuyor.
Hünkâr Sofasi, III. Murat tarafından 16. yüzyılın sonlarında (muhtemelen 1583-85’te) yatak odasının bitişiğine Mimar Sinan’a yaptırılmıstır. Harem-i Hümâyûn’un en büyük ve en gösterişli salonudur. Padisahın özel dairesinin merkezi burasıdır. Tören ve kabul salonu olarak kullanılan salonda sohbetler ve bayramlaşmalar yapılırdı. Bayramlaşmalar sırasında Harem kadınları, merasimi sirvanin üzerinden seyrederlerdi. Kimi tarihçilere göre, hünkâr sofası sazende ve hanende cariyelerin sazlı, sözlü ve rakslı eğlencelerinin de gerçeklestiği yerdir. Sağdaki büyük aynanın arkasında bulunan gizli bir kapıdan III. Ahmet’in yemek odasına geçilir. Kare planli, basık tavanlı bu küçük oda iç süslemesi bakımından çok zengindir. Duvarları ve tavanı renkli ve yaldızlı nakışlar, ahşap kaplama üzerine lâkla kaplanmış çesitli çiçek ve meyve resimleriyle tasvir edilmiş bir mekândır. Tasvirlerde, Osmanlı’nın minyatür üslubundan Batı’nın perspektif anlayışına geçiş görülür. Bir duvarda alçı kabartmalı bir ocak bulunur. Odanın köşesindeki bir bölmenin arkasındaki kapı, Hünkâr Sofası’nın sedirli kısmına açılırken, bir kapı da I. Ahmet Has Odası’na açılır.
I. Ahmet Has Odası, III. Murat odasının havuzlu taşlı tarafında kubbeli, kare planli, küçük, fakat iç süslemesi bakımından çok zengin bir odadır. Padişahın bu odada klasik sedef-baga işçiliğe sahip dolaplar yaptırmıs olmasından ötürü okuma odası/kütüphane olduğu, bir zamanlar dolaplarında elyazması kitapların bulunduğu da düsünülür. Odanın bir köşesindeki nis içinde zarif bir çeşme dikkati çeker. Pencereleri, Haliç ve Boğaz’a bakan bahçelere açılır. Tarihçi Resat Ekrem Koçu’nun, “Türk’ün ruh asaletinin ifadesidir” dediği oda, klasik dönem Türk sanatının göz kamastırıcı örneklerinden biridir.
Topkapı Sarayı’nın özeti gibi sayılan bu geziyi noktaladıktan sonra, Ayasofya Müzesi’ne geçebilirsiniz.

AYASOFYANIN GİZEMİ
Ayasofya’nın üst galerisindeki Deesis mozaiğinde yer alan Hz. İsa figürü, kimi iddialara göre, aynı tarihlerde Anadolu’da yaşamış Niğdeli şifacı bir bilge olan Apollonious’a aittir. Iddianın temeli Raymond W. Bernard, Robertino Solàrion, Philip A. Malpas gibi arastirmacıların, kutsal metinlerdeki Isa’nın bir tür “çalıntı kişilik” olduğunu iddia etmesine dayanıyor. Iddialarına göre, Tyanali Apollonious isimli bir filozof ve şifacının beceri, vasıf ve mucizevî özellikleri hayatıyla birlikte çalınarak kilisenin marifetiyle, Tanrısal bir payeye eriştirilmek istenen bir kişiye (Isa Mesih) intihal edilmisti.
ABD’li arastırmacı Solarion’a göre, burada Isa’nın sol kasının üzerine 11 sayısı işlenmiştir. Zira Deesis mozaiğinde görülen kişi Isa değil, gerçek kimliği tarihten silinmiş ve yaşamı intihal edilmiş olan Tyanali Apollonious’tur. O 11 rakamı da Apollonious genç yasında Pisagorcu gizli bir örgüte katıldığında sol kaşının üzerine işlenen işarettir. Apolonious’un tüm büst ve resimlerinde bu işaret vardır. Bazı arastırmacılar, Anadolu’da zorla Hiristiyanlaştırılan paganların burada olduğu gibi, zaman zaman Isa’nın resmi kisvesi altında, Apollonious’u resmettiklerini ileri sürerler. Sözün kısası, Ayasofya Müzesi böylesine ilginç iddialar barındıran bir gizeme de ev sahipliği yapmaktadır.

VAPUR SEFASI
Ayasofya gezinizi noktaladıktan sonra Eminönü’ne inebilir ve öğlen 12:00’de Boğaz iskelesinden kalkan Boğaziçi Özel Gezi Vapuru’na binebilirsiniz. Saat 12:00’de Eminönü’nden hareket edip 13:25’te Anadolu Kavağı'nda olan ve sayesinde doya doya Boğaz’ın tadını çıkarabileceğimiz bir gezi vapuru var. Yaz aylarında bu vapur hattı sayesinde 18:00’de Anadolu Kavağı’ndan dönüşse geçebiliyor ve 19:30’da Eminönü’nde olabiliyorsunuz. Zaten Boğaz’da bir “vapur sefası” yapmadan, Istanbul’un ruhunu algılamak ve tadını çıkarmak mümkün değildir.
Bugün Boğaz’ın en uzun güzergâhına sahip olan vapur, Eminönü’nden kalkarak arada sadece beş iskeleye uğruyor ve sonunda Anadolu Kavağı’na varıyor. “Boğaziçi Özel Gezi Vapuru” adı altında sefer yapan bu geminin güzergâhı şöyle: Eminönü-Beşiktaş-Kanlıca-Yeniköy-Sarıyer-Rumeli Kavağı-Anadolu Kavağı. Aynı güzergâhtan geri dönen vapurun seferindeki en ayrıcalıklı iskele Anadolu Kavağı. Zira, “Boğaziçi Özel Gezi Vapuru”nun dönüş saatine kadar arzu edenler midye tava sandviçin, ya da iskele yakınlarındaki restoranlarda deniz mahsullerinin tadına bakabiliyor.
Bu gezide dönüste Kanlıca’da inebilir ve kısa hat Boğaz seferi yapan bir vapura binerseniz Boğaz keyfinize Anadolu Hisarı, Kandilli, Bebek ve Arnavutköy gibi iskeleleri de dâhil etmiş, olursunuz. Böyle bir gezi olağanüstü güzellikteki tarihi yapıları ve yalılari olduğu kadar, imar aflari ve sözde düzenlemeleri ile Boğaz’da yok ede ede hâlâ bitiremediğimiz yeşil alanları da gözler önüne serer.


MIMAR SİNAN KİMDİ?
Kayseri’nin Agirnas köyünde, kimilerine göre Rum, kimilerine göre Ermeni bir aileden doğan Sinan, 20 yaşında devşirme olarak Yeniçeri Ocagi’na katıldı, daha sonra da yapı işlerinde görev aldı. Katıldığı askeri seferlerle Atlı Sekbanilik’ten Hasekilik’e yükseldi. Bir yandan da mimari deneyimini artıran Sinan 48 yasında mimarbaşı unvanına kavuştu.
Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat’in padişahlık dönemlerinde mimarbaşılık yaparak, Osmanlı’nın gücünü sembolize eden başyapıtlar tasarlanıp uygulanmasında temel bir rol oynadı. Yasamı boyunca aralarında hastane, kütüphane, üniversite, çeşme, köprü, türbe, kervansaray ve camilerin olduğu tam 477 mimari esere imzasını attı. Bunlar arasında 107 cami bulunuyor. Eldeki kaynaklara göre, Sinan 52 mescit, 45 türbe, 74 medrese, 8 dârülkurra, 6 sibyan mektebi, 6 tekke, 3 dârüssifa, 22 imaret, 31 han, kervansaray, 38 saray, 5 kösk, 8 mahzen, 56 hamam, 9 köprü, 7 su kemeri insa etti. Ayasofya ile Kubbet-üs-Sahra’ya da restorasyonları ile imza attı.
  ETIKETLER:
istanbul    avrupa    kultur    baskent    tarihi    sultanahmet    ayasofya    vapur   
mimarsinan    bogaz    topkapi-sarayi    balat    istanbul-tur